AKTİFFELSEFE

"İnsan eğitimli doğmaz, eğitimle yaşar" Cervantes
user warning: Table 'bakieorg_aktif.semaphore' doesn't exist query: SELECT expire, value FROM semaphore WHERE name = 'locale_cache_tr' in /home/bakieorg/public_html/includes/lock.inc on line 149.

Çin Astrolojisi

Astroloji kelimesi kökenini Yununca iki sözcükten alır. Astron (yıldız) ve Logos (bilmek, kutsal sözcük yani kelam). Birleştirdiğimizde yıldızların kelamı yada yıldızların sözü anlamı ortaya çıkar. Eski çağlardan bugüne, insanlar gökyüzündeki düzen ile yeryüzündeki yaşam düzeni arasında bir bağlantı olduğunu saptamışlardır. Astroloji, yıldızların diğer varlıklar üzerindeki etkileri ve onlarla ilişkileri üzerinde çalışan eski bir bilimdir. Astroloji; matematik, geometri, astronomi, meteoroloji ve nicelerini doğuran dünyanın ilk bilimidir. Hindistan, Mısır, Amerika ve Mezopotamya'nın eski bilgeleri, bu kutsal mesleği üç temel parçaya bölmüşlerdir. Biz bu parçaları aşağıdaki gibi ifade edebiliriz.
  • Astronomi: Fiziksel göksel cisimlerin isimlendirilmesi, yerleri, hareketleri ve ilişkileri yani şekilsel yön ile ilgilenen bilimdir.
  • Doğal Astroloji: Evreni sadece maddesel yönden değil, ancak enerji ve hayat yönlerinden inceler. Evreni, sistemleri, organları, dokuları ve kozmik hücreleri ile birlikte çok büyük bir organizma olarak algılar ve Evren'in bu parçalarının Kozmik Zeka'nın planı dahilinde oynamaları gereken aşkın rollerini inceler. İnsanı, öz olarak bölünemez olan Bütün'ün basit bir parçası olarak görür. Bu Yaşamsal Yön ile ilgilenir.
  • Horoskopi: Hükümsel Astroloji olarak da adlandırılmıştır. Tezahür edilmiş olan her şeyin primitif ilkelerine geri dönerek zaman içinde olayların, birbirini izlemesini ve bunlara neden olan gizli nedenleri araştırır. Genel olarak ve ayrı ayrı olarak insanın yolunu inceler ve ayrı ayrı inceleme yaptığında bireysel ve kişisel kaderi ele alır. Günümüzde çok ender istisnalar dışında, Batı sadece kişiliğin, yani tek bir hayatın ya da enkarnasyonun araştırılması tekniğini bilmektedir. Horoskopi, Evren'in Yasa Topluluğu ile ilgilidir ve İrade Yönü'nü içine almaktadır.
Bir çok uygarlığın bilgeleri bize astrolojiyi bu şekilde tanımlamıştır. Peki, kadim bir bilgelik yatan Çin'de astroloji nasıldır? Çin varlık planındaki gökle dünya arasındaki ilişkinin tam doğası nedir? Tarihleri boyunca, Çinliler dünyanın göklerin aynası olduğuna ve evrenin makrokozmosuyla bireyin mikrokozmosu arasında doğrudan bir benzerlik bulunduğuna inanmışlardır. Aslında, insanların minyatür halinde bir evren olduğu düşünülmüştür; bedenin farklı bölümleri farklı gök cisimleriyle ilişkilidir. Gökle dünya arasındaki ilişkiyi betimlemek için kullanılan Çince sözcük, boyanmış bir imge anlamı taşıyan hsiang'dır. Göksel olaylar bu nedenle yeryüzü olaylarının 'karşılıklar'ı ya da 'suretler'i olarak görülmüştür. İki alem birbiriyle yakından uyumludur; aslında, evren dinamik ve organik bir bütün olarak görüldüğü için, herhangi bir yerde meydana gelen bir olay başka bir yerde rezonans yapacaktır. Bu süreç her iki biçimde de işler: Gökteki olaylar yalnızca dünyadaki olaylar üzerinde etki göstermez, aynı zamanda dünyadaki olaylar da göklerde rezonans yapar. Astrologun görevi ulusların kaderi ve bireyin yazgısındaki tam rezonansı ortaya çıkarmaktır. Çin'de astronomi daima dünyevi düzeni tanımlamak için uygulanmıştır. Dünya'daki işler gökteki uyumu yansıtmak durumundadır. Bu yüzden gündönümleri ve ekinokslar her yıl için en önemli anlar ve önemli törenler ile ritüeller için en önemli zamanlardır. Kozmik düzeni sağlamak için, dünyada meydana gelenlerin göklerde meydana gelenlerle uyum içinde olması can alıcı bir noktadır. Çin'deki en eski astroloji, bireylerin kaderinden çok İmparatorluğun ortak yazgısıyla ilgilenmiştir. İmparatorluk meseleleri, savaş ihtimalleri ve hasadın başarı şansı hakkında öngörüler yapmak için kullanılmıştır. Bunlar Çin'in tarihsel kayıtlarında görülmektedir. Gökle dünya arasındaki karşılıklı bağlılık Yang Hsiung'un 5.yy'da yazdığı pasajda güzel bir biçimde görünmektedir: Birisi bir bilgenin kehanette bulunup bulunamayacağını sordu. Yang Hsiung'un yanıtı: Bir bilge kesinlikle gökle dünya hakkında kehanette bulunabilir oldu. Öyleyse diye devam etti soran kişi, bilgeyle astrolog arasındaki fark nedir? Yang Hsiung yanıtladı, “Astrolog, göksel olguların etkilerinin insan üzerinde ne olacağını önceden haber verir, bilge; insanın eylemlerinin etkilerinin gökler üzerinde ne olacağını önceden haber verir.” Yine bu nedensel bağlantı mekanik değildir, bir yayınık rezonans durumudur. Herhangi bir ahlaksızca davranış kozmosun uyumunu altüst edecektir; bunun da hem gökte hem de dünyada sonuçları olacaktır. Bu nedenle, Çin astrolojisi devlet dininin ayrılmaz bir parçasıdır. 'Göğün Oğlu' olarak imparator kozmik bir figür, dünyada kutup yıldızının eşiti ve göklerden göksel enerjinin içeriye akışı için asıl kanal olarak görülürdü. Bu astroloji dinin emirleri onun tüm yaşamını etkilerdi. İmparatorluğun ve imparatorun sağlığı için, yin ve yang kuvvetlerinin göksel ve yersel uyumunu sürdürecek şekilde dengede olması önemliydi. Astrologun en önemli görevlerinden biri, her birleşme zamanında gökcisimlerinin konumlarını kaydetmekti; böylece bu birleşmeden bir çocuk olursa, gebelik anı hatasız olarak bilinebilirdi. Gökcisimlerinin insanların yaşamında ve devlet işlerindeki etkisinin her şeye yayıldığına inanıldığı için, feodal Çin'de yıldız bilgisi dikkatlice korumuş bir sır haline geldi. Yıldız haritalarına sahip olmak ve halkasal kürelerle açığa vurulan verileri kontrol etmek, bu yüzden büyük okült gücü kullanmak demekti. Bu nedenle kişisel horoskoplar gerçekte 11.yy'a kadar Çin'de popüler olmadı. Gerçekte ise insan yaşamındaki etkileri çok daha önceden fark edilmişti. Bugün Çin astrolojisine baktığımızda üç yöntem (teknik) olduğunu görüyoruz.
  • Kaderin Dört Sütunu
  • Çin takvimine dayanan Aysal (Lunar) evlerin kullanıldığı bir yöntem
  • Hayvanlar Dairesi (Ming Shu)
Tüm bu yöntemleri yani Çin astrolojisini anlamak için, Çin'e özgü Tao, Yin ile Yang ve beş element fikirlerini anlamak gereklidir. TAO Doğal düzene Tao denir. Bu en iyi biçimiyle 'Yol' olarak çevrilen bir sözcüktür ama burada bir sorun karşımıza çıkar. Büyük bilge Lao Tzu'nun da gözlemlediği gibi: “Dile getirilebilen Tao ebedi ve ezeli Tao değildir.” Tao anlatılamaz ya da tarif edilemez; o sadece hissedilebilir. Bütünün yalnızca bir parçası olan insan zihni, Tek'i (Bir'i) bir kuyunun içindeki bir kurbağanın okyanusun enginliğini anlayabileceğinden daha fazla idrak edemez. Bununla birlikte, Tao bilinememesine karşın dinamik etkileri hissedilebilir. Bu etkiler bir tür enerji ya da Çinliler'in chi dediği yaşam-gücü olarak görünürler. Chi her şeyi sarar ve büyümeyle, iyileşmeden, yenilenmeden sorumludur. Aynı zamanda fiziksel objelere yapı ve nitelik de verir. Tao, chi'yi hiçlikten meydana getirir, sonra da bütün evrende iş başında olan iki karşı ve birbirini tamamlayıcı güç olan yin ve yang aracılığıyla kendisini açığa vurur. Yin ve Yang okyanustaki bir dalga gibi akar ve çekilir. Tao Te Ching (Yol ve erdemi -Lao Tzu)'de canlı varlıkların yin tarafından çevrelenip, yang ile sarıldığı ve yaşamlarının uyumunun iki ilkenin uyumuna bağlı olduğu söylenir: Tao biri oluşturdu. Bir ikiyi oluşturdu. İki üçü oluşturdu. Üç on binlerce şeyi oluşturdu. On bin şey yin'i taşır ve Yang'ı kapsar. Onlar bu kuvvetleri birleştirerek uyuma ulaşırlar. Ünlü Tao sembolü, yin ve yang kuvvetlerin birbirlerini etrafına nasıl dolandığını gösterir; karşılıklı olarak biri büyür, diğeri küçülür. Bunlar oynayan yunuslara ya da birbirine sarılan aşıklara benzetilebilir. Beyaz kısımdaki siyah benek ve siyah kısımdaki beyaz benek onların ayrı kuvvetler değil, aynı gerçekliğin yönleri olduklarını gösterir. Kadim Metin Nei Ching'de de dendiği gibi: “Yin'de yang vardır, yang'da da yin. Yin ve yang sembolünün Çin'ce adı Tai Chi T'u'dur. Bu bazen “Büyük Mutlak” olarak çevrilir. T'ai 'yüce' anlamına gelir; chi'nin buradaki anlamı 'kutup'tur; t'u ise 'tasarım', 'plan', 'amaç' demektir. Bir araya getirildiğinde, bu üç Çince karakter Kuzey Kutbu'nu, evrenin üzerinde döndüğü ekseni gösterir. Yin ve yang için Çin'ce kullanılan karakterlerin kökleri anlamlarını da açığa vurur. Yin için kullanılan karakter bir tepenin karanlık ya da kuzeye bakan yanını, yang ise güneşli ya da güneye bakan yanını simgeler. İnsanla ilgili her tür konunun neredeyse bütününü kapsayacak şekilde genişletildiğinde, yin dişil, üretici, alıcı ilkeyi, çift sayıları temsil ederken, yang eril, hükmeden, yayılan ilkeyi ve tek sayıları sembolize eder. Yin içsel ve içe dönek, yang ise dışsal ve dışa dönüktür. Ne yin ne de yang kendi özünde iyi ya da kötüdür; ancak birinin ya da diğerinin aşırı olması potansiyel olarak tehlikeli ve zararlıdır. Bu dualizm Batı ve akşamla ilişkili olan Beyaz Kaplan (ölümün rengi) yin imgesi ve Doğu ve sabahla ilişkili Yeşil Ejderha (büyümenin rengi) yang imgesi ile uyandırılır. BEŞ ELEMENT Tao'nun Chi'si ilk olarak yin ve yang'ın karşılıklı etkilenişiyle kendini gösterir ama bunlar daha sonra beş kuvvete -tahta (ya da ağaç), ateş, toprak, metal (ya da maden) ve su- daha bölünür. Bunlar genellikle elementler olarak çevrilen hsing olarak bilinirler. Bununla birlikte, Çince'de hsing terimi 'ilerleme' ya da 'gelişme' anlamına gelir. Akıcı Taocu doğa kavramını yansıtır; bu kavram Yunanlılar'ın her şeyin özünü oluşturacak biçimde birleşen dört element kavramıyla tam olarak kavranamaz. Bazı kişiler bunlara 'evreler', 'temsilciler' hatta 'etkinlikler' demeyi yeğlemişlerdir. Yaygın kullanımı nedeniyle biz 'element' terimini kullanmayı tercih ediyoruz çünkü daha bildik bir terim ama orijinal Çince'de bunun daima dinamik bir süreci akla getirdiği de unutulmamalıdır. Beş element güçlü, gözle görülemeyen, sürekli akan döngüsel bir hareket halinde etkileşen enerjilerdir. Sadece zaman, uzay ve doğanın değil, aynı zamanda bir insanın karakterinin ve kaderinin de beş element açısından açıklanabileceğine inanılır. Her bir elementin kendine özgü bir 'erdem'i vardır. Su eritir ve batırır; ateş ısıtır ve yükselir; ağaç canlıdır ve bir aletle keskinleştirilebilir, metal eylemsizdir ve kalıpla bir biçim verilebilir. Toprak diğer dördüne neden olur, ana referans noktasıdır ve merkezle özdeşleştirilir. Bu elementlerin, kendilerine özgü doğal erdemine bağlı olarak birbirini bir yaratma gücü, bir de yok etme gücü vardır. Temel kurallara göre etkileşirler. Astrolojik bakış açısından, etkileşimleri bir kişinin ya da bir yerin başına gelebilecek iyi ya da kötü talihi gösterir. Etkileşim şu şekildedir: Ağaç ateşi üretir. Ağaç toprağı yok eder. Ateş toprağı üretir. Toprak suyu yok eder. Toprak metali üretir. Su ateşi yok eder. Metal suyu üretir. Ateş metali yok eder. Su ağacı üretir. Metal ağacı yok eder. Elementlerin ilişkileri bir Yaratılış döngüsü ve bir Yok oluş döngüsü ile de gösterilebilir: Her element yılın beş mevsiminden birine (ilkbahar, yaz, köpek günleri, sonbahar ve kış), beş pusula yönüne (doğu, batı, kuzey, güney ve merkez), bir renge, bir asal sayıya, bir tat duyumuna, yin ve/veya yang enerjisine, çağlara ve vücudun bir ya da daha fazla bölümüne karşılık gelir. Çıplak gözle görülebilen ve Beş Yıldız denen beş gezegen de elementlerle ilişkilidir. Kronolojik yıldız Merkür'dür ve özü sudur, Büyük Beyaz Venüs (metal), Parlayan Aldatıcı Mars (ateş), Yıl Yıldızı Jüpiter (ağaç) ve Yatıştıran Yıldız Satürn topraktır. Her gezegenin kendine ait bir perdesi olduğu düşünüldüğü için, birlikte bir döngü oluşturarak kürelerin müziğini yaratır ve aslında evrenin uyumunu gösterirler. Burada Yang'ın Güneş, Yin'in Ay olduğunu hatırlarsak bir çok uygarlıkta kullanılan yedi gezegen karşımıza çıkar. (2+5=7) Yaz ve güneyle ilişkili olan ateş 'Büyük Yang'ı, kış ve kuzeyle ilişkili olan su ise 'Büyük Yin'i sembolize eder. İlkbahar ve doğuyla ilişkili olan ağaç “Küçük Yang”dır. Sonbahar ve batıyla ilişkili olan “Küçük Yin”dir. Merkezde yer alan toprak diğer bütün elementleri içerir ve hepsiyle ilişkilidir. Beş element Çin kültürü ve yaşam biçiminin her alanına yayılmıştır. Beş elementin yıl boyunca da bir etkisi vardır ama toprak elementi dışında gelgit gibi bir yüksek, bir de alçak çekilmeleri vardır. Örneğin, ağacın etkisi ilkbahar noktasında maksimum, sonbahar noktasında ise minimumdur. Yin ve Yang da gün boyunca değişir; yang olan ilk elementle 23:00'da başlar, onu yin elementi 01:00'da takip eder ve bu şekilde devam eder. SEKİZ TRİGRAM Sürekli değişim süreci ve ortaya çıkma düzeni, oldukça eski zamanlardan beri sekiz trigramla (pa kuan) ifade edilen bir evrensel çerçeve içinde meydana gelir. I Ching (Değişimler Kitabı)'in Büyük Yorumu bu trigramları betimler. Değişimler kitabında büyük İlk Başlangıç vardır. Bu, iki birincil kuvveti (yin ve yang) meydana getirir. Bu iki birincil kuvvet, dört imgeyi (majör ve minör, yin ve yang) dört imge sekiz trigramı, sekiz trigram da iyi talihi ve talihsizliği belirler. İyi talih ve talihsizlik büyük eylem alanını yaratır. Her bir trigram kesik kesik yin çizgileri (--) ya da bütün yang çizgileri (-) olabilen üç çizgiden oluşur. Trigramlar en az 5,000 yılık olan I Ching'in temelini oluşturur. Sekiz trigramın hayatın karmaşıklıkları ve inceliklerini temsil etmeye yetersiz olduğu anlaşıldığında, trigramların çiftleri hegzagramları (kua) oluşturacak biçimde, birlikte yerleştirilmişlerdir. Trigramların bütün olası düzenleniş biçimleri tüketilerek, altmış dört hegzagramın meydana getirilebileceği bulunmuştur. Bunlar Mutlak Yin'den Mutlak Yang'a, sonra da hiç sona ermeyen bir döngü halinde tekrar başa doğru evrendeki derece derece hareketi yansıtırlar. Çin astrolojisini anlayabilmek için Çin takvimini de almamamız gereklidir. ÇİN TAKVİMİ Çin astrolojisinde kullanılan geleneksel Çin takvimi,  1911’de Çin Cumhuriyeti’nin  kuruluşundan sonra Batı Güneş Takvimi'nin resmi olarak benimsenmesiyle yerini ona bırakmıştır. Ancak ülke insanı ve astrologlar tarafından geleneksel takvim hala yaygın biçimde kullanılmaktadır. Bu takvim sadece çok karmaşık değil, aynı zamanda olağanüstü derecede hatasızdı. Çin takvimine bir kameri (aysal) -güneş takvimi demek gerekir. Batı takvimleri yalnızca günlerin düzenlenmesiyle ilgilenirken, Çin takvimi güneşin, ayın ve gezegenlerin hareketleri hakkında da bilgi sağlar. Yine, batı takvimi güneşin döngüsüne dayanırken, Çin takvimi ayın hareketini dikkate alır. Aslında, Çinliler biri ay, diğeri de güneşe dayanan iki farklı takvim sistemi geliştirmişler, sonra da bir kameri-güneş takvimi ortaya çıkaracak şekilde her iki takvimin ögelerini birleştirmişlerdir. Çin takvimi gökte güneş ve ayın gözlemlenen hareketlerini yansıtmasına karşın, eşit sayılamazlar. Kameri yıl, her yıl için güneş yılından on ya da on iki gün daha kısa sürer. İki kameri yıl bu yüzden bir güneş yılının yaklaşık 20 gün gerisinde kalacak, üç yıl ise neredeyse bir ay kısa sürecektir. Bu nedenle güneş ve ay takvimlerini uyumlu hale getirmek için kabaca üç yıllık aralıklarla bir kameri ay eklenir. Bu bir 'artık' ay olarak bilinir. On dokuz yıllık bir dönemde, böyle yedi aya gerek duyulur. Aynı hesaplama döngüsü Yunanlılar tarafından da geliştirilmiştir ve batıda “Meton Döngüsü” olarak bilinir. Çinli eski astrologların sorunu ilave ya da artık ayın nereye konacağı olmuştur. Kameri ay ve güneş aylarının orta periyodunun olmadığı aylara bu artık aylar ilave yapılır. Örneğin, 1995 yılında,  sekizinci kameri aydan sonraki ayın hiçbir orta periyodu yoktur, dolayısıyla dokuzuncu normal kameri ayın yerine, ilave sekizinci kameri ay olarak hesaplanır. Çin astrolojisinde, hiçbir ilave ayın kendine özgü kişiliği yoktur ve ondan önce gelen ayın sayısını alır. Örneğin, 1987 yılında, fazladan ay altıncı aydı ve normal altıncı ayı izlemişti. Takvimin ay ve güneş yönlerini birbirine bağlamak için, ilkbahar noktasının ikinci, yaz gündönümünün beşinci, sonbahar noktasının sekizinci, kış gündönümünün de on birinci aya gelmesi gerektiği kararlaştırılmıştı. Sonuç olarak, Çinliler’in Yeni Yıl günü sabit olmayıp, 21 Ocak ile 20 Şubat arasında herhangi bir tarihe denk gelebilir. Şimdi Çin astrolojisinde kullanılan yöntemlere bakabiliriz: KADERİN DÖRT SÜTUNU ‘Hayvanlar Dairesi’ (Ming Shu) Batı’da en çok tanınan Çin astroloji biçimi olmakla birlikte, ‘Kaderin Dört Sütunu’ (Ssu Chu) astrolojisi Çin’de en yaygın olan biçimdir. Bu yöntem bir kişinin doğum yılı, ayı, günü ve saatinden oluşan dört sütuna dayanan ‘sekiz işaret’ (ba tze) çıkarmayı içerir. Bunlar kişiye doğum anında bir kozmik şifre ya da temel plan verirler. Doğduğumuz yılın temeli karakterimizi tanımladığı, ayın yaşamdaki başlıca yönümüzü açıkladığı, günün benliğimizi ve duygusal karakterimizi, saatin de (bir Çin gününde on iki) mizacımızı belirttiği söylenir. Bu yöntemde bir kişilik profili ve bir yaşam kronolojisi geliştirmek için on yıllık yazgı döngüleri kullanılır. GÖKSEL SAPLAR, DÜNYEVİ DALLAR Bu yöntemin merkezinde iki yön vardır; birlikte çiftler halinde yerleştirilen on ‘Göksel Sap’ ve on iki ‘Dünyevi Dal’. Kaderin Dört Sütunu’nun her biriyle ilişkili oldukları için bunları anlamak önemlidir. AD         ON  GÖKSEL  SAP                             ON İKİ DÜNYEVİ DAL                             AD                               SAAT chia         1             Yang Ağaç                             1              Su (Fare)                               tzu                          23:00-01:00 yi              2             Yin Ağaç                                 2              Toprak (Öküz)                      ch’ou                      01:00-03:00 ping         3             Yang Ateş                              3              Ağaç (Kaplan)                      yin                          03:00-05:00 ting          4             Yin Ateş                                  4              Ağaç (Tavşan)                      mao                       05:00-07:00 mou        5             Yang Toprak                          5              Toprak (Ejderha)                 ch’en                     07:00-09:00 chi           6             Yin Toprak                              6              Ateş (Yılan)                           ssu                        09:00-11:00 keng       7              Yang Metal                            7              Ateş (At)                                  wu                         11:00-13:00 hsin        8              Yin Metal                                8              Toprak (Keçi)                        wei                        13:00-15:00 jen          9              Yang Su                                 9               Metal (Maymun)                   shen                     15:00-17:00 kuei      10              Yin Su                                   10                Metal (Horoz)                        yu                         17:00-19:00                                                                                                               11               Toprak (Köpek)                     hsü                      19:00-21:00                                                                                12               Su (Domuz)                           hai                       21:00-23:00                                                                        Göksel Saplar Dünyevi Dallar  Genel olarak, göksel saplar yin yang biçiminde bir elementi, dünyevi dallar da bir element ve bir hayvanı temsil eder. Göksel Saplar, beş element (ağaç, ateş, toprak, metal ve su) ve beş pusula yönü (doğu, güney, merkez, batı ve kuzey) ve alternatifli bir şekilde yang ve yin ile ilişkilidir. Dünyevi Dallar Ming Shu’nun on iki hayvan burcu, elementler, pusula yönleri, yang ve yin ile ilişkilidir. On göksel sap ve on iki dünyevi dal, altmış yıllık bir döngü oluşturacak ve altmış kombinasyon meydana getirecek biçimde dönüşümlü olarak birleşir. Bunlar biri on iki, diğeri on dişi olan birbirine geçmiş iki dişli çark olarak düşünülebilirler. Her altmış yıl döngüsünde, göksel sapların oluşturduğu on yıllık dizilerin burçları kendilerini altı kez tekrarlarken (çift ve yin), dünyevi dalların oluşturduğu on iki yıllık diziler kendilerini bez kez tekrarlar (tek ve yang). Kutsal Çin numerolojisinde, altı göğün, beş de dünyanın sayısıdır; bu yüzden sapların ve dalların döngüleri gökle dünyanın karşılıklı bağlılığını işaret eder. Göksel sapların Çince karakterleri oldukça çarpıcı ve şiirseldir. Dizilerde, chia olarak bilinen ilk yang olanı ağaçla ilişkilidir ve filiz veren bir tomurcuğu gösteren bir şekilde betimlenir; ikincisi, yi, yindir ve tomurcuktan patlayan bir sürgünü gösterir. Her ikisi de açıkça ilkbaharla ilişkilidir. On iki dünyevi dal, günün on iki saati, yılın on iki ayı ve Jüpiter döngüsünün on iki yılının her biriyle ilişkilidir. Yıldızsal Jüpiter periyodu (sabit yıldızlar çevresinde alması gereken yolun süresi) neredeyse tam olarak on iki yıldır. Her biri on iki dalın ikisini içeren sadece beş element (ağaç, ateş, toprak, metal ve su) olduğu için, geriye kalan iki dal toprak elementine atfedilir) vardır. Göksel dallar gibi dünyevi dallar da yin ve yang arasında gidip gelir ve bunlar için kullanılan Çince karakterler de eşit derecede çarpıcı ve şiirseldir. Bu iki dal, Kaderin Sütunları’nın yılı, ayları ve saatlerini incelenmesinde ana noktalardır. Tabloyu kullanılır hale getirebilmek için bir örnek vermek gerekirse; ilk sıra 5 Şubat 1924 ile başlayan yıl için ve 2 Şubat 1984 yılı için aynıdır. Şöyle ki; 5 Şubat 1924 için Göksel Sap, Yang –Ateş ve Dünyevi Dal Fare- Su’dur. Bir sonraki yıl (24 Ocak 1925’te başlar) için Göksel Sap Yin (Ağaç ve Dünyevi Dal, Öküz) Toprak’tır. Sıralama bu şekilde devam eder. Bir kişinin horoskopunda, Kaderin Dört Sütunu’ndaki yıl sütunu o kişinin genel görünümünü, duygusal doğasını ve davranış modelini gösterir. Ay sütunu Batı astrolojisinin tersine, bir kişinin güneşe göre hesaplanan doğduğu aydan değil, Çin kameri-güne takviminin kameri ayından çıkarılan bilgiye dayanır. Bunun da bir göksel sapı ve bir dünyevi dalı vardır. On yıllık döngülere bölünen kişisel bir kronoloji çıkarmak için bir başlangıç noktası olarak kullanılır. Genellikle bir kişinin horoskopunun diğer yönleriyle birlikte yorumlanır. Çin astrolojisinde bir kişinin hayatı ay sütunundan başlayan ve on iki yazgı evine yerleştirilen bir dizi on yıllık yazgı döngülerine bölünür. Bununla birlikte döngü (doğum günü-10, 10-20) şeklinde gitmez. Karmaşık bir takım hesaplamalar ilk döngünün süresini farklı çıkarabilir ve ondan az olabilir. Bu durumda bulunan sayıya on eklenerek diğer döngüler bulunur. Ay sütunu kaderimizi belirtir. Aylık sütun, yaşam beklentilerinin bütün bir resmini vermek için diğer üç kader sütunuyla birlikte yorumlanır. Gün sütunu benliği temsil eder. Çin günü iki saatlik dilimlerden oluşan on iki periyoda bölünür. İlk periyot 23:00’dan 01:00’a kadar devam eder. Her periyodun biri göksel sap diğeri de dünyevi dala karşılık gelen iki burcu vardır. Saat sütunu şans payını ifade eder. Şans, bir Çin horoskopunu yorumlamada önemli rol oynar. Kaderin Dört Sütunu belirlendikten ve yazgı döngüleri çıkarıldıktan sonra en önemli bölüm gelir. Astrolog o bireyin kişiliğinin bir profilini çıkarır. Bu genellikle yaşamdaki en önemli üç olay üzerinde yapılır. İkinci yöntem popüler bir astroloji tipidir ve Çin takvimine dayanır. Bu yöntem yıl boyunca ayın aysal evler olarak bilinen sabit yıldızlardan geçiş hareketine dayanır. Bu kehanet yönteminde, geçerli yıl için basılı bir almanak kullanılır. “İyi Şans Günlüğü’de denen bu yöntem daha çok günlük öneriler tablosudur. MİNG SHU Üçüncü yöntem, batılılar için en tanıdık olan Ming Shu olarak bilinen ve “Hayvanlar Dairesi” anlamına gelen astroloji tipidir. Çin astrolojisinde her yıl kendine özgü bir hayvanla ilişkilidir. Bunlar on iki yılık bir döngüyle meydana gelir. Buna kimi zaman Çin Zodyağı denir ama bu hayvanlar Batı Zodyağı’ndaki burçlarda olduğu gibi gökyüzündeki belli takımyıldızlarla doğrudan ilişkili değillerdir. Hayvanlar dairesinin on iki yaratığı fikri nereden gelmiştir? Çin’deki popüler bir efsane bu sistemin kökeninin, kuşkusuz her varlığa duyduğu ünlü şefkati yüzünden Buda’ya ait olduğunu ileri sürer. Söylendiğine göre bir gün dünyadaki bütün hayvanları kendisini ziyarete davet etmiş ama yalnızca on iki tanesi gelmiş. Takdirinin bir göstergesi olarak her hayvana sonsuza dek ilişkilendirileceği bir yıl vermiş. Yılların döngü düzeni oraya geldikleri sırayı yansıtır. Fare, Öküz, Kaplan, Tavşan, Ejderha, Yılan, At, Keçi, Maymun, Horoz, Köpek ve Domuz. Bu öyküdeki sorun Buda’nın yaklaşık olarak M.Ö. 563 yılında Hindistan’da doğup, M.Ö. 483 yılında ölmesidir. Oysa Çin astrolojisi binlerce yıl daha eskidir. Hayvanlar Dairesi oldukça eskidir. Çin’deki efsane ilk on iki yıl döngüsünün başlangıcını M.Ö. 2637’de yarı-mitik imparator Hung Ti’ye Sarı İmparator’a atfeder. On iki hayvanlı Çin zodyağının kökenlerine ilişkin bir diğer versiyon ona Tanrısal bir köken verir. Anlatıldığına göre, bu versiyonda, bir zamanlar Gökteki Yeşim İmparator (Yeşim’in Efendisi-Azizi) dünyadaki hayvanların neye benzediğini merak etmiş. Baş danışmanını çağırmış ve şöyle demiş: “Uzun bir süredir cennette hüküm sürüyorum ama dünyadaki hayvanları hiç görmedim. Neye benzerler? Yolları nedir? Zeki midirler? İnsanlığa nasıl yardım ederler?” Baş danışman dünyada sayısız hayvan olduğunu ve onların hepsini görmenin imkansız olduğu yanıtını vermiş. Göğü ziyaret etmesi için en ilgi çekici on iki hayvanı davet etmeyi önermiş. Yeşim imparator seve seve rıza göstermiş. Baş danışman kendi kendine “Şimdi hangi hayvanları davet edeceğim?” diye düşünmüş. “Buldum, ilk önce fareyi davet edeceğim ve ondan arkadaşı kediye bir davetiye vermesini isteyeceğim!” Biraz daha düşündükten sonra, öküzü, kaplanı, tavşanı, ejderhayı, yılanı, atı, keçiyi, maymunu, köpeği ve horozu da davet etmeye ve ertesi sabah tam altıda göğün kapılarında kendilerini takdim etmelerini istemeye karar vermiş. Fare bu haberi duyduğunda, buna sevinmiş ve iyi talihlerini söylemek için aceleyle kediyi görmeye gitmiş. Kedi yumakla oynamayı ve uyumayı çok severmiş. Geç kalkan bir hayvan olduğu için fareden altıdan epey önce kendisini uyandırmasını istemiş. Fare o gece yatmaya gittiğinde uyuyamamış. Bir o yana bir bu yana dönerken kedinin kendisine kıyasla ne kadar akıllı, tüylerinin ne kadar parlak olduğunu düşünmüş. “Yeşim İmparator kesin onu benden önce seçecek.” diye inlemiş. Bu kadarı da fazlaymış; en sonunda anlaşmalarına karşın kediyi uyandırmamaya karar vermiş. Ertesi sabah saat tam altıda diğer bütün hayvanlar cennetin kapılarında toplanmışlar ve baş danışman tarafından hoşça karşılanıp imparatorluk sarayına alınmışlar. Yeşim İmparator ilk başta bütün hayvanlardan hoşnutmuş ama hayvanları saydığında kaşları çatılmaya başlamış.        Hepsi çok ilginç, bunun için seni takdir ediyorum ama niçin sadece on bir hayvan var? On iki olacağını söylemiştin. Baş danışman ürpermiş ve düşünmeden konuşuvermiş. “Bir hata olmalı Haşmetmeap, lütfen biraz bekleyin, halledeceğim.” Hızla gidip hizmetçisine dünyaya inmesini ve karşısına çıkan ilk hayvanı alıp getirmesini söylemiş. Öyle olmuş ki hizmetçi domuzunu pazara götüren bir çiftçiye denk gelmiş. Cennetin Yeşim İmparatoru’nun, domuzunu görmek istediğini duyduğunda yaşlı adam bunu yapmaktan çok mutlu olmuş. Bu arada, fare gözden kaçırılmaktan o kadar kaygılanmış ki öküzün sırtına sıçrayıp flüt çalmaya başlamış. Bu imparatoru çok eğlendirmiş ve bundan çok etkilenmiş. İş hayvanları sıraya koymaya geldiğinde, ilk sırada olma gururunu fareye vermeyi kararlaştırmış. İkinci sıra o kadar cömert olduğu ve farenin sırtına çıkmasına izin verdiği için öküze verilmiş. Üçüncü sırayı kaplan almış, çünkü çok cesur görünüyormuş; dördüncü sıra güzel beyaz tüyleri yüzünden tavşana verilmiş; beşinci sırayı ise ateşli enerjisi nedeniyle ejderha almış. Hoş kıvrak gövdesiyle yılana altıncı sıra, güzel duruş biçimiyle ata da yedinci sıra verilmiş. Keçi güçlü boynuzları sayesinde sekizinci sırayı alırken, maymuna o kadar çevik olduğu için dokuzuncu sıra verilmiş; horoz ise şahane tüyleri sayesinde onuncu, köpek de tetikliği için on birinci sırayı almış. Sıranın sonunda ise sersemlemiş ama birdenbire cennete çağrılmaktan mutlu olmuş bir halde domuz duruyormuş. Ona son ama aynı derecede önemli bir sıra olan on ikinci sıra verilmiş. İmparator bütün hayvanları kontrol ettikten ve geçit töreni bittikten sonra, kedi aniden cennete gelip var gücüyle kapıları çalmaya başlamış. Ne yazık ki kedilerin patileri kapıları çalmaya uygun olmadığı için kedi birinin dikkatini çekene dek uzun bir süre geçmiş. Baş danışman en sonunda kapıları açtığında, kedi soluk soluğa haykırmış: “Çok ama çok üzgünüm. Uyuyakalıp geciktim sayın baş danışman. Fare beni uyandıracaktı ama uyandırmadı.” “Ben de çok üzgünüm.” demiş baş danışman. “Korkarım çok geç kaldın. İhtiyacımız olan hayvanların hepsi çoktan geldi, teşekkür ederim.” Sonra da kulakları çınlatan bir sesle cennetin kapılarını kedinin yüzüne kapatmış. Kedi çok öfkelenmiş. Fareyi asla bağışlamamış, işte bugüne dek kedi ve farelerin birbirleriyle iyi geçinememelerini nedeni buymuş. Zavallı kedi! Ne var ki uykuyu seven ve zaafları olan sadece o değil. Her hayvanın kendine özgü zayıflıkları ve güçleri vardır. Bazıları dışa dönüktür ve kendini hissettirir; bazıları ise daha içe dönük ve kapalıdır. Bazıları hemen öfkelenirken bazıları daha sabırlıdır. Bazıları diğer hayvanlarla iyi geçinirken bazıları geçinemez. Uyumluluk bu Çin astrolojisi yönteminde ana temalardan biridir. Uyumluluk, dikkate alınacak tek unsur değildir. Her hayvan tabloda belirtildiği gibi bir element, bir renk, yin ya da yang ve bir pusula yönü ile de ilişkilidir. Bu yöntemde kişinin talihi sadece hayvan burcundan değil, aynı zamanda altmış yıllık bir döngüdeki yıllara göre olan konumumuzdan da etkilenir. Çin’de zaman geçişini ölçmedeki en önemli birim “Büyük Yıl”dır; bu Jüpiter döngüsüne dayanır ve güneş çevresinde dönmesi bir sabit yıldız baz alındığında hemen hemen on iki yıl sürer. (12*60=60) Altmış yıl döngüsü Çin kültüründe oldukça önemli bir rol oynar Bu döngüyle ilişkili altmış Tanrı vardır ve her yıl biri merkezde yer alır. On göksel sap ve on iki dünyevi dal Çin astrolojisinin kalbinde yer alan gökle dünyayı birleştirmekle kalmaz aynı zamanda birlikte on iki hayvandan birinin belli bir varyasyonunu temsil ederler. Horoskopta Hayvanlar Dairesi’ne dayalı olarak doğum saati ile ilişkili hayvanla bir diğer boyut eklenir. On iki saat, on iki hayvan burcuna denk gelen dünyevi dallardan adını alır. Bu Batı astrolojisinde kullanılan Yükselen Burç’a benzetilebilir. Yıl hayvanının baskın kişiliğinizi yansıttığı, saat hayvanının ‘içsel arkadaş’ınızı temsil ettiği ve asıl hayvanınızı geliştirdiği, dengelediği ya da kontrol ettiği söylenir. Bu nedenle kişiliğe son ayrıntıyı katar. Çin astrolojisi ikna edici bir metafiziğe ve insanın doğasına ilişkin derin bir bilgiye dayanır. Gökle dünya arasında kuşkusuz karşılıklılık ilişkisi vardır. Yer yuvarlağına ait çevremizden etkileniyorsak, göksel çevrenin de üzerimizde etkisi olacağına inanmak gerçek payı o kadar da az olan bir şey değildir. Çin astrolojisi çoğu Batı bilimini mekanik nedenselliğini izlemez ama işin içinde olan çeşitli etkileri kabul eder. Batı’daki çoğu bilimsel düşünce yalıtmak, tartmak, ölçmek ve sınıflandırmaktan hoşnutken, Çin zihni gökteki ve dünyadaki olayların rezonans yaptığına inanır. Herhangi bir andaki olaya karışan ve etkileşen sayısız unsur görür. Bunda, Carl Jung’un ‘eşzamanlılık’ (senkronisite) kavramına benzer bir şeyi, uzayda ve zamandaki olayların çakışmasını salt şanstan fazlası anlamına gelir diye kabul eden, nedensel olmayan bir ilkeyi tanır. Rastlantı olarak beliren şeylerin çoğu kez çok anlamlı olduğu ve temelinde yatan bir modeli bulunduğunu akla getirir. Ve gerçekte rastlantı olmadığını anlıyoruz. Çin astrolojisi geleneksel Batı anlamında bir bilim olmayabilir ama bilimi asıl anlamı sciencia, yani inceleme yoluyla elde edilen bilgi olarak kabul ettiğimizde, astroloji kuşkusuz evrendeki yerimiz ve durumumuz hakkında büyük bir irfan sunar. Aslında, bir çok iç görüsü kaybolmuş bir ‘kutsal bilim’in gizlenmiş kalıntıları olabilir. Çin metafiziği gibi, Çin astrolojisi de evrendeki her şeyin (beş element ve onların altmış dört hegzagramla ifade edilen görünümü) gerçekte belli eğilimleri (yin ve yang ile Yaratma ve Yok olma döngüleri arasındaki salınım) izlediğini varsayar. Bu kuralları anlayarak, kaderimize ilişkin daha iyi bilgi ve anlayışımız olabilir. Bununla birlikte, Çinliler için, yazgı asla bütünüyle sabit olmaz. Çin astrolojisi doğaya karşı olmaktansa onun akışıyla birlikte yol almanın daha iyi olduğu şeklindeki Taocu içgörüye dayanır. O akışla birlikte yol alırsak, daha etkili olur ve amacımıza ulaşırız. Kendimizi sürüklenmeye bırakırsak, denizden uzaklaşırız ama aynı zamanda gerekirse akıntıya karşı kürek çekebilir ve seçimimizin limanına varabiliriz. Her iki şekilde de, hakim olan akıntının yönünü bilmemize yardımcı olur. Batı astrolojisinde olduğu gibi, Kaderin Dört Sütunu’nun yorumundaki görünürde herhangi bir ‘negatif’ unsur gerçekte negatif değildir. Hiçbir harita iyi ya da kötü değildir; o sadece potansiyellere yönelik bir kılavuzdur. Hayatın iyi ya da kötü olacağı yine kişiye kalır. Potansiyel güçlüklerin farkına vararak, onlarla uğraşmak ve üstesinden gelmek daha kolay olur. Aslında, potansiyel güçlüklere ilişkin bir farkındalık bir güdü sağlayarak işleri yoluna koymaya ve değişim yaratmaya yardımcı olacaktır. Çinliler için her şey bir akış halindedir. Bu yüzden doğumsal horoskop, karakteriniz ve kaderinizin statik bir imgesini veren bir tür fotoğraf değildir. Kompleks bir bileşimin tüm ögelerini sunmaz, daha çok “evrenin enerjilerinin tümüne ayrılmaz biçimde bağlı olan etki ve etkileşim kuvvetlerini” verir. Bunlar anlaşılmaya başlandığında, irade bu kuvvetlerden yararlanabilecek ve onları kendi yararına döndürebilecektir. Aslında, Çin astrolojisine göre aile koşullarımız ve kişisel özelliklerimiz doğumda belirlenmiş olmasına karşın, gelecek kaderimiz sabit değildir.” Yaşam süreniz boyunca yaptığınız eylemlerle talihinizi biçimlendirmeye devam edersiniz.” diye yazmıştır Çinli astrolog Man-Ho Kwok, “bu nedenle yaşamımızın nihai biçimi ellerimizde durur.” Belirli özellikler ve potansiyele sahip olan bir durumla dünyaya geldik –fiziksel, enerjetik, entelektüel ve duygusal-. Hem dünyevi hem de göksel anlamda daha geniş bir çevre, yapımızı ve yaşam yolculuğundaki evreleri kuşkusuz etkiler. Bununla birlikte, ben bilince sahip olduğumuz ve bilinçli seçimler yapabildiğimiz sürece geleceğimizi biçimlendirebiliriz. Yıldızların ve elementlerin düzenleri bizi belli bir davranış yoluna itebilir ama mecbur etmezler. Dördüncü yüzyıl astrolog ve simyacısı Ko Hung’un da dediği gibi: “Yaşamın süresi bana kalır, göğe değil.”                                                                                                                                                                                                                                         Hazırlayan                                                                                                                                                               Zeliha ÇETİNKAYA                                                                                                                                                               Araştırmacı – Yazar   KAYNAKLAR
  • Dünya Astrolojisi – Peter Marshall – Dharma yayınları – 2005
  • Astroloji Dersleri – Derleyen Ayşem Aksoy – Barış İlhan – İlhan Yayınevi – 2004
  • Yeni Çin Astrolojisi – Suzanne White – İnkılap Kitapevi – 1995
  • www.astrolojidergisi.com
  • www.astromistik.com
 YENİ YÜKSEKTEPE Kültürel-Felsefi-Hümanist Dergi Sayı:50 Ocak-Şubat-Mart 2006