AKTİFFELSEFE

"İnsan eğitimli doğmaz, eğitimle yaşar" Cervantes
user warning: Table 'bakieorg_aktif.semaphore' doesn't exist query: SELECT expire, value FROM semaphore WHERE name = 'locale_cache_tr' in /home/bakieorg/public_html/includes/lock.inc on line 149.

Hümanizm

Rönesansın Güncelliği   Rönensansın hümanizmi, yeni bir dünya görüntüsü ve yeni bir insan kavramını ortaya çıkartması açısından kültürel bir değişimin mayası oldu. Bu yeniden doğuş, kaynaklarını Akdeniz bölgesi geleneklerinde saklı olan tinsel, entelektüel ve moral değerlerin yeniden keşfinde ve onların yeni ihtiyaçlara adaptasyonunda buldu.   Ortaçağ ruhunun kısırlığı ve dogmasına karşı çıkan, antik geleneklerle canlı bir teması yeniden kurmayı başaran Rönesans, bu antik gelenekleri sadece taklit etmekle yetinmeyip, onlardan esinlenerek yeni bir anlayışın yollarını açtı. Ayrıca yeni bir ifade biçimi yaratarak, çağının insanlarına, onların hayal bile edemeyeceği, gelenek, dinsel yaşam, eğitim, felsefe, bilim, edebiyat ve sanatlarda göz kamaştırıcı bir kültürel yenilenmeyi başlattı. Rönesans, tarihin tüm diğer dönemleri gibi kesin bir başlangıca ve sona sahip değildir. Yaklaşık olarak 15 ve 16. yüzyılları kapsar. Başlangıç olarak, Türklerin İstanbul’a girmesinden sonra Yunanlı bilginlerin İtalya’ya doğru göçleri alınır. Bu da, İtalyan Quattrocento’su olarak bilinen 15. yüzyılın başlarıdır. Böylece Floransa, Rönesans’ın kültürel başkenti ve Yeni Platonculuğun mirasçısı olur. Bu hümanist çekirdek, 15. yüzyılın sonlarına ve 16. yüzyılın başlarına doğru tüm Avrupa’ya yayılır. Bu yayılmayı sağlayan etkenlerin başında, savaşlar ve entelektüellerle sanatçılar arasındaki etkileşimler gelir. Fransız – İtalyan savaşları buna tipik bir örnektir. Bu savaş, bir kültürel etkileşimi de birlikte getirmiştir. Rönesans’ın sonu, 17. yüzyılın başları olarak görülebilir. Ancak Rönesans, katolik karşı reformunun büyük dayanaklarını oluşturan, düşünme ve yaratma özgürlüklerinin sınırlarını belirleyen Otuzlar Könsülü’nde (1545 – 1563) bir çekirdek olarak korundu. Aslında Rönesans, hiçbir zaman Ortaçağı inkar etmedi. Rönesans döneminin insanları, her ne kadar Ortaçağ'dan kopuk olsalar da, onlar varolmanın büyülü vizyonunun ve bu çağın skolastik anlayışla bileylenmiş olan ruhunun üzerindeki tozları aldı. Çünkü bu vizyon, gerçekte insan ve doğa arasındaki görünmez ilişkileri içeren kavramlar açısından oldukça zengindi. Hıristiyan olarak nitelendirebileceğimiz hümanistler arasında da, geçmiş ve günümüz, hıristiyan geleneği ve antik maneviyat arasında bağ kurmaya çalışanlar vardı. Bu bakımdan Rönesans, hiçbir zaman boş bir levha (tabula rasa) olmadı. Tam tersine, çiçeklerini bir mirasın üzerinde açtırmayı başardı. Hümanizm ve teoloji, birbirlerine ters kavramlardır. Hümanizm, "litterae sacrae"nin tersine daha çok "litterae humaniores" ya da "studia humanitatis"in (ismini de buradan almıştır) konusudur. Yeni hümanist çalışmalar, hıristiyan dogmasını rasyonelleştirmek gibi bir amacı olan skolastiğin yanı sıra yeni düşünceleri, yeniden keşfedilmiş olan antik filozofların görüşleriyle birleştirir.   Hümanizmle Rönesans insanı, hiçbir şeyi rastlantıya bırakmayan insan türünün gelişmesinin çerçevesini çizerek, özgürlüğünün bilincine ulaşır. Bir bakıma hümanizm etik, tinsel ve estetik açıdan insan mükemmelliğini sunar. Kendi kaderini belirleyen değerlerin ve uygarlığın getirdiği gelişmelerin bilincinde olan insan, yeni konumuyla kendisini hem sitenin aktörü, hem de -onun bir yansıması olarak- bağımsız bir katılımcısı olarak görür.   Rönesans, sadece philosophia perennis’in değil, onunla birlikte Avrupa kültürünün de gerçek bir yeniden doğuşu olmuştur. Her ne kadar tarihin oyunları biri diğerini doğuracak şekilde ardışık hareket etse de, hümanizmi modernliğin bir gübresi olarak algılamaya çalışmak boşunadır. Çünkü bu görünmez ve kopmaz bağlar, yaklaşık 200 yıl boyunca hayal gücü, mantık, mistisizm, felsefe, aktif yaşam, pasif durum, kozmik düzen, bireysel özgürlük arasında hassas bir denge kurmayı başarmıştır. Zira zıtlıkların ve bilimin ustası olan hümanizm, varoluşun tüm durumlarını bir arada dokumayı bilmiştir. Çünkü o, bunu tüm zenginliklerin ortak köklerine ve bağımlılıklarına sevgi ile yaklaşarak ve onları karşılaştırarak gerçekleştirmiştir.   Günümüzde hümanizm? Günümüz toplumunun sorunları karşısında hümanizm, hiç kuşkusuz kimsenin inkar edemeyeceği bir ihtiyaç ve güvenli bir referanstır. Ancak modern düşünce tarafından üzerinde çalışılan hümanizm kavramı özünü yitirmiştir: Düşünceleri onun temel ilkelerine ters düşen günümüz entelektüelleri için bile hümanizmden söz edilmektedir.   Aristocu Rönesans   Rönesans, hiçbir zaman tek biçimde bir hareket olmadı. Yeniden keşfedilen antik felsefeden esinlenen yeni bir soluğun yanı sıra Aristo’nun yeniden yorumu ile ortaçağdan yeni bir kopma yaşandı. Aleksandrinizm (İskenderiyecilik) ve Averroizm’in yüksek yeri olan Padoue’da (ki her ikisi de Aristo’nun yeni yorumcularıdır) yeni bir felsefe ortaya çıktı. Pierre Pomponazzi (1462-1525) ruhun ölümsüzlüğü kavramına karşı çıkıyordu. Sonunda duyuların deneyimi üzerine kurulmuş maji ve açığa vuruşun tüm şekillerine karşı çıkmaya dayalı yeni bir felsefe arayışı, felsefe ve dinden kopuk bir bilgiyi doğurdu. Her ne kadar Aristo kilisenin filozoflarından sayılsa da, bilimi her türlü yücelikten ayıran hıristiyan karşıtı söylemleri üretenler de yine Aristocular olacaktır. Leonardo da Vinci ile, bilme, tanıma metodu olan akılcılıktan, gerçeği algılama yolu olan akılcılığa geçilecektir. Böylece bilgiyi felsefik olarak temellendirme yolu reddedilir. Bilgi geri-objesinin dinginliğine değil, onun hakkında geliştirebileceğimiz emin olma derecesine bağlı hale gelir. Bu karşı felsefenin bir başka akımı da, Montaigne’de (1533-1592) görülen şüpheciliktir. Leon Alberti (1404-1472) ile her türlü felsefenin (Neoplatoncu ya da Aristocu) reddi biçiminde ortaya çıkar. Zira “o insan bedeninin biçimini incelerken, gökkuşağını inceleyen tüm filozofların gördüğünden daha çoğunu görmüştür.” Gözlenebilir ve maddi dünya ile sınırlanmış, evrenin ve doğanın tüm global vizyonlarından kopuk, modern denilen bilimin kaynağı ile sınırlı olan bu bilgi, Francis Bacon tarafından (1561-1626) Nova-Atlantis içinde (ilginin materyalist teorisini geliştiren ilk ütopik teknik) net olarak belirlenir. Rasyonalizm ve materyalizm, bu başka rönesansın çocukları, tinsel ve felsefi boyutların reddinden doğan bir modernliğin kaynağı olacaktır. Aslında bu tinsel ve felsefi boyutların reddi, bir bakıma gerçeğin büyüsünün bozulmasına yol açacak ve bizi bugün saptadığımız tüm sonuçlara götürecektir.   Rönesansın Ruhu   Rönesans ortaçağla, bu iki çağın arasında varolan analojilerin saklamaması gereken gerçek bir kopma oluşturur. Onun getirdikleri her alanda kendini ifade eder: Edebiyat, sanat, bilimsel düşünce, politika ve elbette ki felsefe. Rönesans, insanın hayal gücünde değişiklik yapacak güçte etkenler olmasaydı ortaya çıkamazdı. Loan Couliano’nun dediği gibi “Bu etkenler ekonomik olmadığı gibi halkımızın sözde bir tarihi gelişiminden de kaynaklanmıyordu.” Rönesansın temel unsuru bilindiği gibi antik kültüre dönüştü. O, yeni bir ruhun mayası gibidir. Donatello ve Bronelleschi gibi Rönesans da antik harabeleri, onları anlamak ve onlardan esinlenmek için inceler. O antik metinlerin özlerine inmek ve onları canlı bir felsefeye dönüştürmek için inceler. Aynen Ficino, Pico de la Mirandole, Giordano Bruno ve Tommaso Campanella gibi. O, mitlere ve sembollere hayal gücünü artırmak için girer; aynen Raphael, Boticelli ve Michelangelo gibi. Rönesans, köklerini tüm Akdeniz havzasının geleneğinden alır: Yunan ve Roma mirasını, Neoplatoncu ve Platoncu felsefenin tümünden; Mısır mirasını da Corpus Hermeticum’dan alır; Pers mirasını ise Kaldean Kahinlerinden elde eder; Yahudilerin mirasını ise Kabbala ile oluşturur.   Söz konusu olan, ölü bir geçmişin kalıntılarını taklit etmek değil, yeniden yorumlama ve bu antik mirasla döllenmiş, geleceğe dönük, özgün bir yol ortaya koymaktır.   Yeni bir ışığın doğuşu miti ve dolayısı ile bunun karşılığı olan gölge, hümanistler tarafından önceki yüzyılların kültürüne karşı yürütülmüş bir polemiğin sonucudur. Bu ortaçağ veya “ara zaman”, şimdiki zamanı antik dünyanın ışıklarından ayıran karanlık bir dönemdir. Onlar yani hümanistler, gotik veya barbar olarak nitelenen bir döneme karşı yeni bir insanlık durumunun gerekli olduğu konusunda ısrarcı oldu. Bu karanlık dönem, doğal olarak az çok bazı yüksek düzeydeki ruhsal ve kültürel değerleri taşımıştı.   Bu yeni açılım, dünyanın vizyonuna ilişkin sert çatışmaları da kapsamaktadır: Dünyanın geleneksel temsili, büyük buluşlar tarafından topa tutulmuştur. Evren anlayışı Nicolas de Cues, Kopernik ve sonra da Giordano Bruno tarafında sarsıldı.   Rönesansın Kaynakları   Rönesans, İtalya’nın Floransa kentinde filizlenir. Önceleri İtalyan şairlerince bir sezgi düzeyinde algılanmış, yüz yıl sonra da Doğu Roma İmparatorluğu’nun Yunanlı bilginleri aracılığıyla şekillenmiştir. Düşüncesi Ortaçağ çerçevesinde kalmakla birlikte Dante (1265-1321), antik mitolojinin nimetlerini Floransa’da ilk telkin eden kişidir. Petrark (1304-1374), rönesansın ilk büyük hümanisti olarak kabul edilir. Eseri Avrupa’da olağanüstü bir üne kavuşmuştur. Baccase (1313-1375), Batı uygarlığını antik çağın “ışık” ve “güneş”inin tersi olan "bir karanlık, bir gece (Bunlar Petrark’ın Afrika’sında kullandığı kendi deyimleridir.) çağı" olarak değerlendirdi.   Ancak rönesansın kavramsal çerçevesini Bizans’ın sonu çizecektir. Bizans’ın sonunu getiren Türklerin İstanbul’a girişi ile birlikte, bu kentten kaçan pek çok Yunanlı bilgin İtalya’da, özellikle de Floransa’da Helenistik Grek kültürünün temellerini tanıtmaya başlar.   Bu bilginlerden biri, Molan Gemisthe Plethon (1355/1360-1450) Rönesans kültürünün yükselmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Plethon, çok tanrılı bir “onarım programı” geliştirir. Bu, Isparta yakınlarındaki Mistra’da uygulamaya koyduğu gerçek bir siyasi projedir. Bu proje, Zerdüşt’ün öğretilerini sırasıyla Pisagor, Sokrates, Platon ve sonunda da Yeni Platonculara bağlayan bir soy ağacı olduğunu göstermiştir.   Platon’un özgün figürü ve onun 1439’da Cosme de Medicis ile karşılaşması, Floransa’da Platon Akademisi'ne benzeyen ve en ünlü temsicisi Marsillio Ficino olan Yeni Akademi’nin 1462’de kuruluşuna ön ayak olmuştur.   İtalyan Rönesansı:   Floransa Platoncu Okulu   Bu okul, gelişimini Marsillio Ficino’nun (1433-1499) dev eseri ile gerçekleştirdi. Platon’un etkisindeki Floransa’nın yeni yöneticisi Cosme de Medicis, Platoncu Akademinin İmparator Justinien tarafından 529’da kapatılmasından tam 900 yıl sonra, Platoncu bir akademi olan Careggi’yi yeniden açar.   E. Garin’e göre, “Plotinus’un ve Platon’un eserlerinin çevrilmesi ve uyarlanması, Ficino’nun büyük yeteneği sayesinde olmuştur. Hatta Psellos’a kadar pek çok Platoncu yazar için de aynı şey söz konusudur. Ficino’dan sonra da zaten böylesine etkili çalışmalara rastlanmadı. Onun bu yazma yeteneği olmadan, bu yeni bakış açılarının biçimlendirdiği 16. ve 17. yüzyılların dinsel ve moral yaşamı anlaşılmaz hale gelecekti. O, bu modern bilincin efendilerinden biriydi.” Rönesans hümanizminin ve Akademi’nin bir başka önemli kişisi de, Jean Pico de la Mirandole (1463-1494) idi. Ficino’nun katkılarına, o da geleneksel filozofik değerleri birbirine yaklaştıran özgün bir bakış açısı ile Yahudi Kabbala’sını ekledi.         Giordano Bruno   Giordano Bruno (1548-1600), çağının en önemli filozoflarından biridir. Roma’da engizisyon tarafından mezhep sapkınlığı suçlaması ile yakılmadan önce tüm Avrupa’yı dolaştı; tüm dogmalara karşı acımasız alayları, dünyaların sonsuzluğuna uzanan kozmolojik düşünceleri, hayal dünyasının işleyiş araçlarını harekete geçiren tutkulu çabaları ile Rönesans hümanizminin güneşi gibi parlayan bir eser ortaya koydu.        Hermes’in Dönüşü   Corpus Hermeticum’un el yazmalarının ortaya çıkması, temel olarak Rönesans'ın ruhunu maskeledi; 16. (Ortaçağ ve Rönesans-Gallimard Yayınevi) yüzyılda yazılmış bu eserin yaratıcısı, bilgeliğin en eski kahinlerinden sayılan, Musa’nın çağdaşı ve Yunan felsefesinin habercisi Hermes Trismegiste olarak bilinir. Rönesans, Hıristiyanlık davasını güçlendirmeye muktedir çok tanrılı bir kahine benziyordu. Hermetizm, “insana doğal dünya ve tanrı arasında arabulucu rolünü vererek, buradan simyasal ve hermetik çifte form altında gerçek bir gelenek haline gelecek olan yolu açarak, kurtarıcı yeni bir umut ve birlik kurmayı amaçlar.”   Hermetik bilgi, Rönesans'ın büyük düşünürlerine esin kaynağı olacaktır.   Hümanizm   Hümanizm, insanın dünya ile olan farklı ilişkilerinin biçimini ortaya koyan bir kültürün tohumu olmuştur. Bu kültür hareketi de, her şeyden önce bir eylem felsefesi olarak belirmiştir.   Ortaçağ'da oluşturulmuş dinsel umudun ardından, insan aklı kendi onurunun kazanılmasına yöneldi; insan bir başka duygunun, düşüncenin ve farklı bir bilinç ilişkisinin yolundan, durumunu güçlendirmek istiyordu.   Özgür insanın yeniden keşfedilmesinin çabasıdır bu; değişik kısımları arasında karmaşık bir uyum ağı ile birbirine sıkı sıkıya bağlanmış, dinamik bir dünyada pasif ve seyirci konumundaki insanın, yeniden yaratıcı ve aktör durumuna gelmesidir aynı zamanda.   Ortaçağ'dan Rönesans'a geçiş dönemi, dinlenmekte olan bir bedenin harekete geçmesine benzetilebilir. Bu, kendi üzerine kapanmış, verilmiş bir emre itaat eden varlığın görünümünden, şair yani yaratıcı, önünde sonsuz olanaklar bulunan yeni bir insan gerçeğine geçiştir. Bu geçiş, sıkıntısız ve sancısız olmamıştır. Çünkü insan, sakin ve emin bir dünyadan, kendi sorumluluğu ile karşı karşıya kaldığı, önceden tatmin edilemeyen ve karmaşık bir dünyaya adımını atmaktadır. Güvenin yerini belirsizlik almıştır: Eugenio Garin’in dediği gibi hümanizm, insanın eğitimi için bir okul olmuştur; her türlü otoriteden ve önyargıdan arınmış bir okul.                                                                                                                                 Isabelle OHMANN ve Fernand SCHWARZ                                                                                                                               Fransızcadan tercüme eden: Erol Karaca