AKTİFFELSEFE

"İnsan eğitimli doğmaz, eğitimle yaşar" Cervantes
user warning: Table 'bakieorg_aktif.semaphore' doesn't exist query: SELECT expire, value FROM semaphore WHERE name = 'locale_cache_tr' in /home/bakieorg/public_html/includes/lock.inc on line 149.

Immanuel Kant

Immanuel Kant (1724-1804), aydınlanma felsefesi içinde yetişen ve onu aşan bir filozoftur. Yaşamı boyunca, doğup büyüdüğü Prusya’nın Königsberg şehrinden pek çıkmamış, saat gibi işleyen disiplinli bir yaşam sürmüş olmakla beraber, dostlarının belirttiiğine göre eğlenceli, nüktedan bir kişiliğe sahiptir. Protestanlığın aşırı uçlarına karşı bir tepki olarak yeşeren “pietist” inanca sahip ailesi, onu da bu yönde eğitmiş, tanrı ile insan arasında aracısız bir ilişkiyi esas alan düşüncelerle büyümüştür. Üniversite eğitimini de Königsberg’de tamamlayan Immanuel Kant, hem felsefe hem doğa bilimlerini öğrenmiş, araştırmıştır. Hatta bitirme tezini fizik alanında verdiği gibi, Kant-Laplace olarak bilinen çalışmaya da imza atmıştır. (Güneş sisteminin oluşumuna dair halen yararlanılan bu teoriyi Kant ve Laplace birbirlerinden bağımsız geliştirmişler, teori ikisinin de adıyla anılmaya başlanmıştır.) Eleştirel felsefesini ortaya koyduğu yaşlara kadar araştırıp öğrenmiş, hatta onu günümüze taşıyan eserlerini yazmadan önce bir inziva dönemi geçirmiştir. Ona göre kişinin, şeylerin gerçek değeri hakkında geçerli yargılar geliştirmesi kırkından önce olanaklı değildir; çünkü gerçek bir karakterin olanaklı olabilmesi için eğilimlerimizin dünyaya ilgi duymamızı sağlayacak kadar güçlü, ama tutkuya dönüşemeyecek kadar zayıf olması gerekir.1 Kendinden önceki felsefeyi derleyip toparlayan, özgün bir bakışla bilginin ne olduğunu ortaya koyup sınıflandıran bu değerli filozofu biraz tanıyalım. Avrupa’nın Ortaçağ karanlığında çıkmaya çalıştığı süreçte Descartes, Spinoza ve Leibniz gibi önemli filozoflar, onsekizinci yüzyılda felsefe ve kültür alanında ortaya çıkacak “Aydınlanma" akımının, bir yüzyıl öncesinden hazırlayıcıları olmuştur. Descartes’e göre filozofun görevi, sağlam bilgilerin elde edilmesini sağlayacak temelleri atmaktır. Duyuların aldatıcı ve onlardan gelen bilgilerin de güvenilmez olabileceğini, gerçekten var olduğuna emin olabileceğimiz tek şeyin düşünce olduğunu, çünkü duyulardan değil, doğrudan bizden çıktığını söylemiştir. “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözü, bu tezinin en net ifadesidir. Descartes’tan  sonra felsefe iki ayrı doğrultuda gelişmiştir. Bunlardan biri, düşünceye ve bilince önem veren, maddesel gerçeğe karşı düşüncenin ve ruhun üstünlüğünü savunan idealist ya da ruhçu (spiritüalist) görüşün doğrultusundaydı. İkinci doğrultuda yer alan maddeci ya da gerçekçi görüş ise maddesel varlığın ve duyular dünyasının önceliğini ve üstünlüğünü savunuyordu. Bu iki yönlü gelişme en aşırı uçlara varmıştı. Maddecilik ve gerçekçilik varlığın yalnız bir yanını göz önüne alarak, maddeyi biricik var olan durumuna getirmişti. İdealizm ise aynı tek yanlı görüşle, düşünceyi ve bilinci, mutlak ve biricik gerçek olarak ileri sürmüştü. Her iki akım da düşünce ile varlık ve ruh ile madde arasındaki bu kesin bölünmeyi aşacak yeni bir sentez ortaya koyacak yerde, yalnızca, doğru diye belledikleri temel düşünceler üzerinde ısrar etmekle yetiniyorlardı. Önemli olan nokta, bu iki karşıt görüşün her birinin taşıdığı doğruluk payını, edinilmiş bilgilerin (bilimlerin) de ışığında, bir sentez içinde eriterek sorunlara çözüm getiren kapsayıcı ve toparlayıcı bir felsefe ortaya koymaktı Alman filozofu Immanuel Kant (1724-1804) felsefe tarihinde, bu sentezi gerçekleştirmiş filozof olarak tanınır.2 Kant, zihnin bilgi edinmek için giriştiği çabayı, deneyimlerin nereden geldiğini, neleri bilmemizin olanaklı olduğunu, temel sorunlar olarak ele aldı. Bundan ötürü Kant felsefesi, ilkin bilginin incelenmesiyle ve eleştirilmesiyle başlar; amacı, bilme gücümüzün irdelenmesi, çözümlenmesi, eleştiriden geçirilmesidir. Kant’ın felsefesini, “eleştirel” (kritik) felsefe ya da “eleştiricilik” denmesi işte bundan ötürüdür. Ayrıca Kant, insan (özne) ile dış dünya (nesne) arasındaki algı ve bilgi ilişkisi üzerinde düşünmeye, “transandantal” düşünme der. Bu düşünmenin sağladığı bilgi ise “nesnelere değil, bu nesneler konusunda bilgi edinme tarzımıza ilişkin olan” transandantal bilgidir. Kant’ın amacı da işte bu bilgiye ulaşmaktır. Bundan ötürü, felsefesine transandantal felsefe de denir.Bu açıklamalar, Kant’ın felsefesine temel olarak bilgi kuramını aldığını; “bilginin nasıl ortaya çıktığını, geçerliğinin ve sınırının ne olduğunu” araştırdığını gösteriyor.3 Kant’a göre, bütün bilgilerimiz, iki kaynaktan, iki etkenden (faktör) doğar. Bunlardan biri, bilgi edinen özne; öteki dış dünyadır. Dış dünya, ilgilerimizin maddesini, malzemesini, içeriğini, başka bir değişle “hamurunu” verir bize. Özne ise bu karmakarışık maddeyi (içeriği) düzenler, belli bir biçime sokar; böylece, duyumlarımız ve algılarımız, düzenli ve anlamlı bir bilgi haline girer. Dış dünya var olmasaydı, duyuların bize bildirdiği (tanıttığı) görüngüler (fenomenler) ve olaylar da var olmayacaktı. Ama bizim anlayış gücümüz (anlığımız) olmasaydı, dış dünyaya ilişkin bütün algılarımız anlamlı bir bütün haline giremeyecek; deneyim ve bilgi edinmemiz olanaksızlaşacaktı.4 Gelişmesi bakımından Kant’ın felsefesi iki döneme ayrılır: 1. Kritik öncesi dönemi, 2. Kritik dönemi. 1781 yılında yayımlanan “Salt Aklın Kritiği” ile Kant’ın kendisinin olan ve “kritisizm” ya da “kritik felsefe” denen felsefe görüşü başlamıştır. “Salt Aklın Kritiği(Eleştirisi)” bu görüşün teorik temelini kurmuştur. Kant’ın bu temel üzerinde çalışıp düşündüğü döneme bundan dolayı “kritik” ya da “eleştirel” dönem denilir. Bu döneme kadarki süreçte Kant, aydınlanma felsefesinin sınırları içinde, Leibniz-Wolff felsefesi dahilinde düşünmektedir.5 (Kant’ın ilk felsefi düşüncelerini kendisinden devşirdiği Leibniz-Wolff felsefesi, rasyonalist bir felsefedir. Bu rasyonalist anlayış, matematik fizikten yola çıkarak geliştirilmiştir. Doğa yasalarını matematiksel ilişkilerle açıklanmaya başladıktan sonra bundan cesaret alan aydınlanma düşüncesi, manevi olayları da akıl ilkeleriyle açıklamaya girişmiş ve akıl için “doğuştan” olan kavramlar ile tanrıyı da, iyiyi de, adaleti de bilebileceğimize inanmıştır.)6 Kant’ın yukarıda bahsedilen kritik(eleştiri) dönemine dair üç eleştiri eserine toplu bir bakış, geleneksel bir okumayla şöyle bir çerçeve çıkarır karşımıza: Felsefe tarihinin temel sorunları (neyi bilebilirim, ne yapmalıyım, neyi umabilirim?) geleneksel sırayla, Saf Aklın Eleştirisi, Pratik Aklın Eleştirisi ve Yargı Gücünün Eleştirisi’nde ele alınır. Kant’ın projesini bir bütün olarak, metafizik aşırılığın bir tür diyetle sınırlandırılması gibi düşünmek, sınırlı bir görüş alanı sağlar; daha temelde Kant, felsefenin, gerçekleştirdiğimiz salt yaşamsal fonksiyonları aşan şeylerle ilgili olduğunu söyler ve beğensek de beğenmesek de, bütün Kant felsefesinin asıl amacı insanı özerk ahlaki faile dönüştürmektir ki (başımın üstünde yıldızlı gök; içimde ahlak yasası), bu yolda artık diyete gerek olmadığı gibi, aşkınlığa da yer açılabilir – çünkü burası bizim krallığımızdır.6 Kant’ın felsefesini incelerken karşımıza üç önemli kavram çıkar: “İyi istenç(irade)”, “kategorik imperatif” ve “özgürlük” kavramları. Kant şöyle bir düşünce ile söze başlıyor: Doğa insanı bir ereğe göre yaratmıştır. Bu erek ne olabilir? Birçok ahlak öğretilerinin ileri sürdüğü gibi mutluluğu aramak olsa; mutluluğu içgüdüleri tatminde arayamayız, bu hayvanlara özgü olur, kaldı ki insanda içgüdülerden başka bir de akıl vardır. İşte bu akıl denilen güç de, insanı mutluluğa ulaştırmada hiç de iyi bir kılavuz değil. “Buradan hareketle” diyor Kant, “doğa insan için mutluluktan başka birşeyi göz önünde bulundurmuş olmalıdır.” İnsan, fenomenler dünyasında mutlu olsun diye belirlenmiş olamaz; o aklı olan bir varlıktır. Akıl da insanı fenomenler dünyasının üzerine yükseltip ona bir değer, bir onur kazandırır; ona başka dünyadan gelen bir sesi işittirir. Bu ses, “ahlak yasası”dır, “kategorik imperatif”tir. Kant’a göre “iyi istençten başka, koşulsuz sayılabilecek bir şey yoktur.” Başka bir deyişle dünyadaki tek mutlak değer budur. Peki “iyi istenç” ne demektir? 7 İnsan, yapısı gereği yalnız mutluluğa yönelmiş olamayacağına göre, geriye “ödev”den başka bir şey kalmamaktadır. Ödevde aklın sesi, dolayısıyla da insanın en yüksek değeri dile gelir. Ama insan, yalnız aklı olan bir varlık değildir; onda bir de eğilim ve içgüdüler vardır. Aklın sesi olan ödev ile doğal eğilimler karşılaşınca ya çatışabilir ya da uyuşabilirler. Uyuşurlarsa, ödev ile eğilim arasında bir uyum sağlanmış olur. Kant’a göre böyle bir uyumdan doğan eylem, “iyi “sıfatını tam olarak haketmemektedir. Bir eylemin iyi olması, eğilimin eylem yönünde olup olmamasından bağımsız şekilde, sadece “ödev” tarafından belirlenmiş olmasına bağlıdır. Demek ki “iyi istenç” kavramının birinci belirtisi, eylemin salt ödevden doğmuş olmasıdır. Bu kavramın ikinci belirtisini de Kant şöyle formüller: “Ödevden doğan eylemin ahlaki değeri, kendisiyle varılmak istenen erekte değil, bu eylemin kararını verdiren maksim(ilke)dedir. 8 İşte Kant’a göre bir eylem dışarıda blunan bir sonuç yüzünden değil, ancak kendisine dayandığı ilke (maksim) yüzünden iyi olur. Eylemin iyi olmasının ölçüsü, başardığı, gerçekleştirdiği şey olmayıp, dayanağı olan ilkedir. 9 Kant’ın yukarıda değindiğimiz temel ilkeleri, insan hayatını doğrudan şekillendirici niteliktedir. Bunlar, yaşam boyu karşılaşılan yol ayrımlarında, kendimize dürüst ve açık sorular sormamıza ve aldığımız yanıtla (yeterince dürüst isek) yönümüzü seçmemize yardım eder. Kaynaklar: 1 E. Efe Çakmak, Kant: Filozof Kral, Cogito sayı:41-42, YKY, 2005, s.20 "Arial","sans-serif""> 2 Selahattin Hilav, Felsefe El Kitabı, YKY, 2009, s.131 "Arial","sans-serif""> 3 Selahattin Hilav, Felsefe El Kitabı, YKY, 2009, s. 132 "Arial","sans-serif""> 4 Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, 2010, 350 "Arial","sans-serif""> 5 Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, 2010, s.349 "Arial","sans-serif""> 6 Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, 2010, s.348 "Arial","sans-serif""> 7 E. Efe Çakmak, Kant: Filozof Kral, Cogito sayı:41-42, YKY, 2005, s.21 "Arial","sans-serif""> 8 Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, 2010, s.360 "Arial","sans-serif""> 9 Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, 2010, s.361 "Arial","sans-serif"">