AKTİFFELSEFE

"İnsan eğitimli doğmaz, eğitimle yaşar" Cervantes
user warning: Table 'bakieorg_aktif.semaphore' doesn't exist query: SELECT expire, value FROM semaphore WHERE name = 'locale_cache_tr' in /home/bakieorg/public_html/includes/lock.inc on line 149.

Mozart: Müziğin Dahi Çocuğu

 Mozart’ın yaşadığı dönem birçok prensliğin mevcut olduğu bir dönemdir. Bu dönemdeki hükümdarlığın yapısı Alman ve İtalyan müziğinin gelişimi açısından çok önemli bir yer teşkil etmektedir. Roma – Cermen İmparatorluğu’nun egemenliği altındaki bölgelerde kilise ile birlikte imparatorluğun halkları birleştirme çabasının sonuçsuz kalması, bir çok küçük devletin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.  İngiltere ve Fransa’da tek bir saray varken Almanya ve İtalya’da ise güç, zenginlik ve kültürel ağırlık gibi soyluların idaresinde olan tüm konularda hakimiyeti elinde bulunduran çok sayıda saray ve buna bağlı şehir yönetimleri mevcuttur.   Fransa ve İngiltere’de önemli müzik merkezleri başkentlerde, Paris ve Londra’da toplanmışken bunun tam tersine Almanya ve İtalya’da birbiriyle prestij yarışına girmiş müzisyenler için birbiriyle çekişen birçok saray ve şehir vardır. Buna uygun olarak, müzisyenler için birçok iş olanağının bulunduğu söylenebilir, o dönemde Almanya ve İtalya’da nispeten daha çok müzisyen olmasının nedeni buna bağlanabilir. Aynı  neden müzisyenlerin işverenlerine karşı sağlam bir konum edinmesini sağlamıştır. Gerçekten de hizmet ettiği prensle arası bozulan bir sanatçının veya zanaatkârın başka bir şehre taşındığını o dönemde görmek mümkündür. On sekizinci yüzyılda Fransız Devrimi’ni doğuran  düşüncelerin de etkisiyle müzik sanatında büyük değişiklikler olmuştur. On yedinci yüzyılın süslü ve kalıplaşmış eski geleneğinden sıyrılan müzik, yeni bir anlayışla insanın iç dünyasını yansıtan bir araç olarak gelişme göstermiştir. İşte Mozart böyle bir sosyal ve sanatsal yapının içerisinde varlığını göstermeye çalışmış bir dehadır. W. A. Mozart 27 Ocak 1756’da Avusturya’da   Salzburg’da doğmuştur.     Salzburg başpiskoposunun orkestrasında çalışan bir kemancı olan Leopold Mozart’ın oğludur. Wolfgang’ın yetişmesinde ve özenle eğitilmesinde babasının büyük rolü vardır. Kendisi de aynı zamanda besteci olan Leopold Mozart oğluna zaman ayırmak için bestecilik çalışmalarını bırakmış ve kendisini oğluna adamıştır. Wolfgang daha üç yaşındayken ablası Marie Anna’nı klavsen derslerine ilgi gösterip ablasından daha çabuk klavsen çalmayı öğrenince, babası onun yeteneğinin farkına varmış ve ona müzik dersleri vermeye başlamıştır. 15 ay gibi kısa bir sürede iyi bir klavsen çalgıcısı olan Wolfgang, ilk bestesini de dört yaşındayken yapmıştır. Tanrı vergisi bir sanat harikası olarak Wolfgang’ın yeteneğini tanıtmak isteyen babası ablası ile birlikte Wolfgang’ı konser gezilerine götürmüştür. Avrupa’nın bir çok şehrinde verdiği konserlerle Wolfgang, insanları kendisine hayran bırakmayı başarmıştır. Ergenlik döneminde, yeni eserler bestelemek ve müzik kabiliyetini daha da geliştirmek amacıyla, Wolfgang İtalya’ya gitmiş, ünlü bestecilerin arasından sıyrılarak, bestelediği operaların sihirli melodileriyle insanları etkilemiştir. Mozart’ın kulağı o kadar kuvvetlidir ki, yazılması yasaklanmış olan Miserere adlı eseri bir dinleyişte ezberlemiş ve hemen yazıvermiş, bu da onun daha çocuk yaşta iken papanın dikkatini çekmesini, şövalye unvanı almasını sağlamıştır.  Hatta Bolagna Filarmoni Derneği yirmi yaşından küçükleri üye yapmadığı halde,  prensiplerinden ödün vererek  Wolfgang’ı üye olarak derneğe kabul etmiştir. Çocukluğunda kazandığı bu başarı ve hayranlığı olgunluk döneminde yakalayamayan Mozart’ın yaşamı sonraki dönemlerde hiç de olmasını istediği gibi ilerlememiş, bir zamanlar küçük dehayı ayakta alkışlayanlar karşılarındaki delikanlıya aynı ilgiyi göstermemişlerdir. Mozart büyüyünce insanların birbirlerine gerçekte ne kadar da az değer verdiklerini Salzburg piskoposluğunda belirli bir ücretle orkestra şefi olarak çalışıyorken anlamıştır. Mozart’ın konservatuar eğitimi almaması ve   mevkisine göre genç olması, piskoposun Mozart’a kıymet vermemesine neden olmuş, bu suretle piskopos ona sürekli konservatuar eğitimi almasını söylemiştir.  Piskoposun  Mozart’ın yeteneğine de inanmıyor olması, tüm bu olumsuz koşullar, Mozart’ın memnuniyetsizliğinin artmasına yol açmış ve Wolfgang görevinden ayrılarak, farklı şehirlerde çalışmak üzere, hayatında yeni bir döneme başlamıştır. O Salzburg piskoposu Colloredo ile çatışarak, tarihte ilk olarak soyluların egemenliğinden kurtulup bağımsızlığını ilan etmeyi göze alan müzikçi kimliğini sergilemiştir. “O dönemde aynı şekilde kendini saraylı bir hamiden, bir saray hizmetkârının güvenli konumundan bağımsız kılmaya çalışan üstün nitelikli bir başka müzisyen olup olmadığı kuşkuludur.”1  Bilindiği gibi 18. yüzyıl soylularının gözünde müzikçi, efendisine sağladığı şan ve şerefe göre yararlı sayılan bir saray hizmetkârından başka bir şey değildir. Mozart’ın yirmi beş yaşında piskoposun hizmetinden çekilmesi, tarihsel bir sanatta bağımsızlık bildirisi olmasının yanı sıra Mozart’ın tüm yaşamını, tüm sosyal varoluşunu tehlikeye atan bir olaydır. Bu çatışmalar da aslında kişiler arasında olmaktan çok iki kültür arasındadır.  Paris ve Mannheim’da çağının sanat yeniliklerini tanıdıktan sonra Salzburg piskoposu yanındaki yarı tutsak hayatından kurtulmaya çalışan genç besteci sanat görüşlerini, ruhi endişelerini ilk defa İdemeneo isimli operası ile ortaya koymuştur. Fakat bu eser hiç de kendisinin beklediği gibi ilgi görmemiştir. Ve sonunda Wolfgang’ın özgür çalışma ideali sona ermiş, Salzburg piskoposluğundaki işine istemeyerek de olsa geri dönmüştür. Bu çalışma süresi de uzun sürmemiştir; çünkü Wolfgang piskoposu , piskopos da Wolfgang’ı pek sevmemektedir. Buradaki işinden tekrar ayrılan Wolfgang hayatın acı  gerçekleri ile yüzleşmiş, haksızlıklara uğramış üzgün bir delikanlı olarak Viyana’ya gitmiştir. İçindeki umudu asla kaybetmemiş olan Mozart hep, henüz genç olduğunu ve müzikseverlere eninde sonunda kendisini kabul ettireceğini düşünmüştür.  Konstanze Weber ile gizlice yaptığı evliliğin etkisi ile konusu 16. yüzyılda İstanbul’da Selim Paşanın  sarayında geçen Saraydan Kız Kaçırma operasını yazmış, sonunda halkın beğenisini kazanmıştır. ‘Türk müziği’ olarak da tanınan yeniçeri müziğinden izler taşıyarak o zamanlar Avrupa’da, özellikle de Viyana’da, pek moda olan ‘Türk Akımını’ yansıtan bu operanın gösteriminden sonra herkes Wolfgang’dan  bahsetmeye başlamış, fakat Wolfgang bu operadan sadece alkış alabilmiş, para kazanamamıştır. Çünkü tiyatro sahipleri tüm kazancı kendileri almakta, bestecilere pek bir şey vermemektedir. Wolfgang’ın bu operanın ardından yazdığı komik opera türündeki İtalyan karakterinden izler taşıyan Figaro’nun Düğünü isimli opera da büyük başarı kazanmış bir operadır. Ama  bu başarılar Wolfgang’a yine para yerine sadece ün kazandırmıştır. Ancak Mozart’ın para kazanamamış olmasına rağmen halkın beğenisini kazanmış olması, meslektaşlarının onu kıskanmalarına ve onun aleyhinde konuşmalarına yol açmıştır. Örneğin meslektaşları Wolfgang’ın bestelerinde gereğinden fazla nota kullandığını söylemiş, devrin imparatoru da söylenenlerin etkisinde kalmıştır. Onlar kadar kurnaz olmayan Mozart da bu insanlarla uğraşmamış, kendisini sadece müziğine vermiştir. Geçimini klavsen ve bestecilik dersleri vererek sağlamaya çalışan Mozart sürekli yeni yapıtlar yazarken zor koşullar altında yaşamıştır. Karısının evin yönetimine pek ilgi göstermemesi, kendisinin de eğlenmeyi seven bir insan olması çok verimli çalışmasına rağmen para sıkıntısı çekmelerine neden olmuştur. Bu dönemde Mozart, kendisinin en güzel operası sayılan, doyulmaz güzellikte ses dantelleriyle  dokuduğu anıtsal eseri Don Giovanni’yi bestelemiştir. Don Giovanni çapkınlıkları ile ün salmış bir kahraman olarak düşünülmesine rağmen, aslında o, insanlığın zayıf taraflarını, sonsuz ihtirasını, gururunu, huzursuzluğunu, kararsızlık ve lakaytlığını belirten, Mozart’ın dram anlayışı ve estetik görüşü yanında derin anlam ve simgeler taşıyan bir semboldür.  Mozart da bu noktaları daima göz önünde tutmuş, müziğini yazarken belirtmeye çalışmıştır. Don Giovanni ilk defa sergilenirken halk “Mozart çok yaşa” diyerek besteciyi trompetlerle karşılamış, artık Mozart’ın çok ünlü biri olması imparatorun da sarayında Mozart’a iş vermesini sağlamıştır. Mozart’ın doğuştan sahip olduğu dehası, onu gelmiş geçmiş bestecilerin hepsinden üstün kılmış fakat onun bir çok haksızlığa uğramasına, hakaretlere maruz kalmasına ve  küçük düşürülmesine  engel olamamıştır. Mozart’ın küçük düşürülmesi için çalışanların yanında, elbette uğradığı bu hakaretlere üzülenler de olmuştur. Bir gün ihtiyar bir adam ağlayarak Mozart’ın babasına “Tanrı huzurunda yemin ederim ki oğlunuz bugüne kadar yaşamış bestecilerin en büyüğüdür.” demiştir. Bu ihtiyar adam Joseph Haydn’dir.  Mozart pek de memnun olmadığı işine alışmaya çalışırken imparator ölmüş Mozart’ın da işine son verilmiştir.Mozart artık maddi açıdan çok kötü dönemler geçirmeye başlamış, bunu da kimsenin öğrenmesini istememiştir. Bu dönemde Schikanader adlı bir masonun, hikayesini kendisinin yazdığı bir Sihirli Opera bestelemesi için Mozart’a gelmesi bestecinin biraz da olsa kendini toparlamasına yetmiştir. Mozart bu operayı bestelemeye çalışırken, siyahlar giyinmiş, zengin, ünlü bestecilere hazırlattığı eserlerin altına imzasını atan amatör bir besteci, ölen karısı için  bir ölüm marşı besteletmek amacıyla ona gelmiştir. Bu kişi gerçekte kim olduğunun anlaşılmasını  istemediğinden kimliğinin saklı kalması konusunda uşağına kesin emir vermiştir. Tüm bunlardan haberi olmayan Mozart, bunu kendi ölümünün yaklaştığının ifadesi şeklinde bir mesaj olarak algılayıp  marşı kendi ölümü için bestelediğini sanmış, bir yandan Sihirli Flüt operasını bestelerken bir yandan da ölüm marşını düşünmüştür. Firavun Birinci Ramses zamanında Mısır’da İsis Tapınağı ve çevresinde geçen Sihirli Flüt operası, Prens Tamino’nun ruh yönünden temizlenmesi ve Pamina ile beraber mutluluğa ulaşabilmesi için Tanrı İsis ve Osiris’den de akıl alarak geçirdikleri ağır sınav ve denemeleri, onların gösterdikleri sabır ve cesareti, sonunda da güneş ışığının karanlığı yok etmesi, ona karşı zafer kazanması ve aşıkların güzellik ve akılla taçlandırılmasını konu alır. “Sihirli Flüt’te yararlanılan başlıca simgesel unsurlar simyasal ve astrolojik geleneğe aittir. Mısır çerçevesinin kullanılış nedeni ( yapıt esas olarak İsis ve Osiris’in Gizleri’ne adanan tapınaklarda geçer )  XVIII. yüzyılda Mısır’ın yeniden keşfinin yarattığı büyü ile Mısır’ın Gizleri üzerine bir kitap yazmış olan hümanist Ignaz Von Born’un Mozart üzerindeki etkisidir.” 2   Alman ‘Şarkılı Oyun’ türünün ulaştığı son aşama sayılan bu eser Mozart’a yine bol alkış, tiyatro sahiplerine de bol para kazandırmıştır. Mozart’ın ünü artık gittikçe yayılmış; ülke dışından besteciye para ve mevki teklifleri gelmiştir. Fakat Mozart sağlığını yitirmiş, Ölüm Marşı’nı bile tamamlayamadan hastalanmış ve ateşler içinde  5 Aralık 1791’de Viyana’da otuz beş yaşında, sefalet içerisinde ölmüştür. Hastalandıktan 15 gün sonra ölen Mozart’a otopsi yapılmamış, ölüm raporunda ise ‘ağır döküntülü humma’ sonucu öldüğü belirtilmiştir. O gün şiddetli yağmur sebebiyle karısı bile mezara gidememiş, Mozart’ın cenazesi fakir bir köylünün cenazesi gibi sadece mezar kazıcılarıyla yapılmıştır. Wolfgang toplu bir mezara gömülmüştür. Yaratıcılığı ile, çocuk saflığını, eşitlik duygularını ve insanın içindeki coşkuyu simgeleyen Mozart’ın mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Ölüm nedeni kesin olarak bilinmemekle beraber bu konuda farklı yayınlarda tam 150 değşik nedenden bahsedilmektedir. Wolfgang Amadeus Mozart sanatında aydınlanmayı düşünsel olarak temsil etmemiş, yenilikler getirerek yeni bir tür oluşturmamıştır. Ancak aydınlanma felsefesinin müzikteki yansımasını geliştirerek müzikteki klasizmi ve varolan türleri mükemmelleştirmiştir. Onun müzikte klasik dönemi doruğa çıkardığını, gerçek anlamıyla müzikte klasik dönemi yansıttığını söyleyebiliriz. Tüm sanatçılarda az da olsa görülen romantizmin etkileri  Mozart’ta yoktur. Mozart kelimenin tam anlamıyla bir klasiktir. “Klasik kavramı, müzik yapıtlarında örnek olabilecek evrensel bir mükemmelliği, tarihsel akımların bireşimini, üslup ve biçim özdeşliğini, orantıyı, saltlığı temizliği, açık ve seçik olmayı içerir”.3 Mozart’ı klasik yapan, onun, milli unsurlardan ziyade evrensel unsurlardan yararlanarak bir senteze ulaşmış olmasıdır. Ortaya koyduğu tüm eserlerde evrensel unsurların biçim ve üslup özellikleri görülür. Ne sadece Alman, ne sadece İtalyan, ne de sadece Fransız müziğini yapar. Mozart’ı benzerlerinden ayıran en önemli özellik, eserlerinin hepsine yalınlığın ve dinginliğin egemen olması, eserlerinde duygu ve aklı mükemmel bir uyum ile bir araya getirmesidir. Mozart’ın  müziğinde gördüğümüz bu mükemmellik, şekil ve öz derinliği arasındaki harikulade ahenkten ve onun müziğinin denge kavramını tam anlamıyla yansıtıyor olmasındandır. “Denge  karşıt ögeleri içeren tarihsel, insancıl bir düşünüş ve duyuş arayışıdır; bu yönüyle hem ‘kalıcı’ olanı, tipik ‘klasik’ olanı ,  hem de evrensel arayışın ortak paydasını temsil eder.”4 Tüm çocuksu saflığına karşılık Mozart’ın müziğinde doğal bir denge, kendiliğinden bir evrensel mükemmellik vardır. O, olağanüstü bir yaratılış ve içtenlikle hissettiği en ufak bir duyguyu bile, müziğiyle anlatma gücüne sahiptir. Mozart sanki, tanrının sesini bize,  müziğiyle aktarmak için yaratılmıştır. Müziği nükteli, çocuk gibi coşkulu ve sadedir. Bütün bu coşkunun ve sadeliğin altında bir hayat felsefesi yatmaktadır. Bu felsefenin temelini müzik sevgisi oluşturur. Bütün eserlerinde güzellik ve sevgiyi daima ön plana çıkarmıştır. “Mozart’ın müziğinin tümü, tek bir yapıtın türlü formlar içinde, birbiri üstüne, her bir keresinde yeniden gerçekleşmesi diye görülebilir.”5 Bunun Mozart’ın müziğinde görülmesi bir tutarlılığın sonucudur. Tıpkı klasik olanda oluğu gibi. Bu tutarlılık Mozart’ı kendini tekrar eden ve  sıradan bir besteci yapmaz; onun müziği gökkuşağı gibidir, ilahidir, içten, saf ve benzersizdir. Müziğindeki melodi ve armoni zenginliği kolaylıkla görülebilir.Goethe şöyle der: “ Mozart’ın kişiliği, açıklanamayacak bir mucizedir.”6  Yaşamının büyük bir bölümünde onca haksızlıklara, onca sıkıntılara maruz kalmasına karşın Mozart’ın müziğinde bu olumsuz şartları göremeyiz. Müziğinden asla ödün vermemiş, anlatmak istediklerini yine müziğiyle anlatmış, daima mükemmel ve eşsiz olmayı başararak müziğini evrensel doruğa ulaştırmıştır. Bu da ancak Mozart’ın kendi varoluşu ile açıklanabilir. W. A. Mozart asla müsvette kullanmamış, yapıtlarını önce kafasında tamamlayan sonra düzeltmeksizin kağıda döken üstün yetenekli, istisna bir sanatçıdır. Onun, müziğini kağıda geçirmesi yalnızca mekanik bir iştir. Bu sebeple müziğinin notalarını uzun süreli tasarım ve değerlendirmeler sonucu eser kafasında tamamlandıktan sonra kağıda dökmektedir.   “En hızlı yazdığı zamanlarda bile el yazısı o denli  açık seçik ve düzgündür  ki,  yazarken karalayarak değişiklik yapmak   gereğini duymadığı anlaşılmaktadır.”7 Mozart’ın eserlerinde, zaman zaman tüm sanatçıların yer verdiği doldurmalara yer yoktur. Ki, onun müziğinde her bir nota,  yerini bulmuş, yüzeysel olmayan, özel, altın notadır.  Schopenhauer, ‘doldurma’lara yer vermeyen üç erişilmez yapıt sayar: Shakespeare’nin Hamlet’i, Goethe’nin Faust’u ve Mozart’ın Don Juan Operası. “Don Giovanni’de Mozart’ın mizacının esnekliği, gerçekçiliği, nesnelliği ve duyarlılığı önemli bir rol oynadığı gibi, operada  ciddiyet ve hüzün, canlılık  ve neşe iç içe kenetlenir.”8 Mozart kısacık yaşamına sığdırdığı 600’den fazla yapıtla (senfoni, konçerto, opera, sonat, marş, oratoryo, kantat, arya...) insanlığa kocaman bir hazine sunmuştur. Her müzik biçimi için örnekler vermiş ve her biçimi kusursuzluğa ulaştırmıştır. Senfonileri kendisinin başyapıtları sayılmaktadır.  Sahtelik, riyakarlık ve göz boyamaktan nefret eden besteci , konçertolar ve operalarda da büyük başarı kazanmıştır. Mozart’ın tanrısal seslerle işlediği bu ölümsüz eserleri sevgi, neşe ve coşku ögelerini taşımakta, insanları birbirlerine yaklaştıran dostluk ve kardeşlik duygusunu ortaya çıkarmaktadır. Kendisinin de dediği gibi: “Sevgi , dostluk ve müzikle oluşur. O da bilgi sahibi, duygu sahibi olmayı gerektirir. Yaşamın üstün düzeyine ancak böylelikle varılabilir.” W. A. Mozart yalnızca bir müzisyen değil, sözcüğün tam anlamıyla bir düşünürdür. Tüm yapıtlarında görüldüğü gibi, sevgi aracılığıyla insan olanla tanrısal olan arasında bir köprü kurma çabasındaydı. Güzel olanın ölçülülüğünün, tutkusal olanı yücelttiği sanatsal anlatımında, özde güzele eğilimli olan Mozart, bilinci daha üst düzeyde bir dünyaya yükselten şeytansı baştan çıkarmayı da iyi tanıyordu. Düşünürler olarak, ‘daha iyi bir dünyaya” ulaşmayı düşleyen ve bunu gerçekleştirmek için çabalayan insanların izlerini keşfetmemiz ve onları tanımamız önemlidir. Mozart yalnızca bunlardan biri olarak kalmadı, aynı zamanda, bize Tanırının ve Ustaların her zaman yol gösterdiğini anımsatmak için tarihsel yıldız kümemizde ortaya çıkan gizemli bir mesajın da yaratıcısıydı.9 Onun harikulade bir besteci olmasının yanı sıra piyano, keman, viyola ve org gibi çalgıların da usta bir yorumcusu olduğunu unutmamak gerekir. Fakat özellikle dehanın piyano çalarkenki ustalığı ve doğaçlama yaparkenki duyarlı, yumuşak, hafif ve hızlı parmakları, döneminin sanatçılarını derinden etkileyerek  silinmez izler bırakmıştır. Yine de bir besteci, yorumcu ve bir öğretmen olarak Mozart, döneminde pek değerlendirilememiş, tıpkı toprak altında kalmış bir cevher gibi fark edilmemiştir. Bunda devrin müzik anlayışının, onu çekemeyenlerin engellerinin, “Mozart’ın kişisel tavırlarında soğukkanlı bir inceliğe, zekice bir mizah anlayışına ve saray çevresindeki insanların teknelerini gizli kayalık ve sığlıklar arasından ulaşmak istedikleri amaca doğru yönlendirmesini sağlayan şaka yollu tartışma ustalığına pek sahip olmamasının”10 etkisinin yanı sıra, özellikle de Antonio Salieri’nin payının olduğu söylentiler arasındadır. Hatta Salieri’nin Mozart düşmanlığı bir çok oyuna, kitaba ve filme de konu olmuştur. Milos Forman’ın yönettiği filmde, Mozart’a karşı olanların onu komik duruma düşürmek istemelerine rağmen Mozart’ın müziğinde gösterdiği dehası ve Mozart’ın müziğinin mükemmelliğini fark eden bazı çağdaşlarına karşın Antonio Salieri’nin vasatlığı, filmde üzerinde durulması gereken iki önemli konudur. Mozart’ın müziğinin farkında olmak onu sevmeyi, yani bizi aşan fakat onun yakaladığı sınırları kabul etmeyi, Tanrı’nın kendisine armağan ettiği bu yaratıcı gücün önünde eğilmeyi;  yada onu sevmemeyi, yani tanrının sesini yansıtan müziği sevmemeyi gerektiriyor. Onu sevmemek veya nefret etmek vasatlık korkumuzun farkındalığı ile ilgili olsa gerek. Salieri’nin acısı da işte bu noktada anlaşılıyor. Vasatlık korkusu ya da vasatlığından dolayı tanrının kendisine acıması isteği. “ Tanrı dehaların varlığı ile aydınlattığı ölümsüz ışığı zaman zaman arasından görmemize izin veren vasat dünyada yaşayan bize acısın.” D.S.G. Ölümünün üzerinden iki yüzyıldan fazla zaman geçmesine rağmen Mozart’ın müziği hala kalplerde derin izler bırakmaya, herkese farklı anlam ve güzellikler sunmaya devam etmektedir. Mozart’ın müziğindeki tanrısal anlam ruhlara işledikçe,  müziğiyle insanlığa sunduğu evrensel kardeşlik daha da önem kazanacak ve artacaktır.  Mozart müzik sanatında ulaşılmazlığın simgesidir. Şiirde Shakespeare’in olduğu gibi onun sanat evreninde belirisi açıklanması olanaksız bir mucizedir.                                                                                                                                                                                                                                                                                                             J.W.Goethe                                                                                                                                                                                              Araştırmacı   Suzan YAVUZ Yeni Yüksektepe Dergisi, Sayı: 47-48                                                                                                              1 Norbert Elias, Mozart, sayfa 40 2 Y.Y.T Kültür Derneği Dergisi sayı 1 3 Leyla Pamir a.g.y. sayfa 28 4 Ahmet Say sayfa 302  5 İlhan Mimaroğlu a.g.y.sayfa 72 –73 6 Goethe’den alıntı: Leyla Pamir, a.g.y.sayfa 33 –34 7 A. Say, Müzik  Ansiklopedisi, cilt 3, sayfa 856 8 Leyla pamir, Müzik ve Edebiyat, Varlık Yayınları 19996, sayfa 14 9 Norbert Elias; Mozart, sayfa 31   KAYNAKÇA: YENER, Faruk; 100 Opera. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . (İstanbul, 1964) SAY, Ahmet; Müzik Tarihi. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . (Müzik Ansiklopedisi Yayınları) COSTİN, Harry; Sihirli Flüt’teki Simgecilik . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Çeviren Tülin ŞENRUH ELIAS, Norbert; Mozart, Bir Dahinin Sosyolojisi Üzerine . . . . . . . . . . . . (Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2000) THOMAS, Henry ve THOMAS, Dana Lee; Ünlü Bestecilerin Hayat Hikayeleri . . .                                                                                                      (Doğan Kardeş Yayınları, İstanbul, 1968)