AKTİFFELSEFE

"İnsan eğitimli doğmaz, eğitimle yaşar" Cervantes
user warning: Table 'bakieorg_aktif.semaphore' doesn't exist query: SELECT expire, value FROM semaphore WHERE name = 'locale_cache_tr' in /home/bakieorg/public_html/includes/lock.inc on line 149.

Zamanı Yönetmek Hayatı Yönetmektir

                        '' Her gün zamanın bir hazinesidir''                                                                                       Delia Steinberg Guzman Zaman, doğduğunuzda bankada sizin için açılan bir hesap gibidir. Bakiyesini asla bilemediğiniz bir banka hesabı. Ne yaparsanız yapın, uyuyun veya üretin, bu hesap sürekli azalır. Bu hesaba asla ekleme yapamazsınız, para yatıramazsınız. Yapabile­ceğiniz en iyi şey onu iyi kullanmaktır.   Antik çağda Yunanlıların “Kronos”, Latinlerin ise “Tempus” dedikleri zaman nedir?Ermiş Augustinus “Zamanın ne olduğunu bilirim, ama açıklayamam” der. Augustinus’a göre zaman insanın zihnindedir. İnsan zihninin dışında bir zaman yoktur. Benzer şekilde Leibniz ve Kant, zamanın gerçekte var olmadığını, sadece insan bilincinin bir tasarımı olduğunu ileri sürerler. Bergson'a göre ise “insan zamanda değil, zaman insanın içinde yaşar”.  Toplumbilimcilere göre zaman, öyle soyut, kişilik dışı bir çerçevedir ki; yalnız bireysel varlığımızı değil, insanlığı da sarar. Böylece zaman kavramının kaynağı toplumdur. Fizikçilere göre zaman; tüm var olanları içinde bulunduran sınırsız yeri dile getiren uzay kavramıyla sıkıca bağımlı olarak maddenin var volma biçimlerinden başlıcasını dile getirir. Maddenin başlıca var olma biçimleri zaman, uzay ve harekettir. Fizikçi Albert Einstein'ın genel ve özel izafiyet kuramlarında açıkladığı gibi, bunlardan biri olmasaydı öbürleri de olmazdı. Aristoteles maddenin bulunmadığı yerde zaman ve uzayın da bulunmadığını söylemekle bu bilimsel gerçeği yıllar önce sezmişti. Zamanın kişisel veya toplumsal olması, bizim mi zamanı, yoksa zamanın mı bizi ürettiği tartışmaları süredursun, doğum ile ölüm arasında bizim için kaçınılmaz olarak işleyen bir süre vardır. Bu sürenin sonunda geri dönüp baktığımızda bütün gördüğümüz, zamanı ne ile doldurduğumuz ya da hangi fırsatları geri teptiğimiz ve ya kaçırdığımızdır.  Yapacak pek çok işi zamanında yetiştirmeye çalışarak koşuşturduğumuz bir hayat söz konusuyken, ve bunların bazılarını yetiştiremeyip yarım kalmasının verdiği iç sıkıntıyla uğraşırken gerçekten bir cevap arıyoruz. Zaman nasıl planlanır ve yönetilir? Zaman neden bazı insanlara yeterken bazılarımıza yetmemektedir?  Buradaki sorun gerçekten zamanın yetmemesi midir? Aslında sorun hedeflerimizin belirsiz olması, önceliklerimizin iyi sıralanamamasından başka bir şey değildir. Zira planlayabileceğimiz şey zaman değil sadece ve sadece kendimizizdir. Bu nedenle zaman yönetiminin anlamı gerçekte yaşam yönetimidir; zaman planlaması da aslında kendimizi planlamaktır.           Zamanımızı nasıl değerlendireceğimiz konusunda sayısız seçeneğe sahip olduğumuzdan zamanımızın büyük bölümü, ne yapacağımıza karar vermeye çalışmakla geçer. İşte bu noktada belirsiz amaçlar, zaman yönetiminin baş düşmanı olan erteleme davranışına yol açar ya da önemli konular dururken daha az önemli işlerle uğraşmaya başlarız. Bu anlamda yaşamımızı yönetmeye çalışırken ve kendimizi planlarken öncelikli olarak yapmamız gereken ilk şey amaçlarımızı belirlemektir. Seneca’nın da dediği gibi “Nasıl aşağıda suyu tutacak bir şey yokken, yukarıdan aşağıya döktüğünüzde hiç bir işe yaramazsa, tıpkı onun gibi bize verilen zamanın miktarı da hiç önemli değildir. Çünkü duracak bir yeri yoksa, zaman da yarılıp açılmış zihinlerin çatlaklıklarından akıp gider.” Amaçları belirlemek hayattaki, işteki, ailemizdeki, kariyerimizdeki, çocuklarımızla ilişkilerimizdeki vs. önceliklerimizi belirlememize yardım edecektir.            Amaç belirleme sürecinin önemli bir parçası "aciliyet" ve "önem" konusudur. İşlerimizin bir kısmı yaşamdaki uzun vadeli amaçlarımızla doğrudan ilişkilidir, bir kısmı ise bize zevk veren uğraşlardır. Ancak bazı işler temel amaçlarımızla olan bağlantılarına göre daha önemli, bazı işler ise tamamlama süremiz açısından daha acil olabilir. Planın şekillenmesinde en önemli unsur olan işler ise, acil olmayan ama önemli işlerdir. Bu işler için (aylar sonra gerçekleşecek bir proje gibi) günü geldiğinde sıkıntıya düşmemek için uzun vadeli çalışma planı yapılmalıdır. Bu noktayı hem zamanla, hem de o zamana sığdırdığımız şeylerle ilişkili bir örnekle açıklayabiliriz; Bize bir kavanoz verdiklerini ve önümüze de bir miktar büyük taş, bir miktar küçük çakıl taşı ve bir miktar da kum koyduklarını düşünelim ve bizden, bu malzemelerin tamamını kavanoza sığdırmamızı istediklerini farz edelim. Böyle bir durumda kavanoza önce kum koyarsak, kavanoz ancak birkaç tane çakıl taşı daha alabilir, büyük taşlara ise hiç yer kalmayacaktır. Önce çakıl taşlarını yerleştirdiğimizde, bütün kumu kavanoza doldursak bile yine büyük taşlara yer kalmayacaktır. Önce büyük taşları yerleştirirsek, aralara çakıl taşlarını sığdırabilir geri kalan boşlukları da kumla doldurabiliriz. Büyük taşları "önemli işlere", çakıl taşlarını "daha az önemli işlere" ve kumu da "boş zaman etkinliklerine" benzetirsek; işlerin önemini belirlemenin, zaman yönetimi açısından önemini de daha iyi kavrayabiliriz.  İşlerin önem derecesini belirlemek için, o işin niteliği hakkında sorular sorulabilir. “Yerine daha önemli bir iş koymak şartıyla o işin ertelenip ertelenemeyeceği” ya da işin “önemli olduğu için mi yoksa sadece zevk verdiği için mi yapıldığı" sorularının cevapları işleri sıraya koymayı kolaylaştıracaktır. Kısaca, zaman planlaması yaparken, bir hedef ve bu hedefe ulaşmak için yapılacak işleri belirleyip, bu işleri önemlerine göre sıraladıktan sonra geriye kalan; bu sıraya göre hareket etmektir. Bununla birlikte zamanı yönetmek için sadece yöntemleri bilmek yeterli değildir. Başarılı bir zaman yönetimi uygulamasının, ancak kişinin kendi çabası ile mümkün olabileceğinin unutulmaması gerekir. Zamanı planlamak ve etkili biçimde kullanmak, aynı zamanda yeni bir alışkanlık edinmek ve değişmek anlamına gelir. Ancak insanda bir değişimin gerçekleşmesi kolay değildir. Çünkü yaşam tarzını belirleyen en önemli parçalardan biri de alışkanlıklarımızdır ve her bir alışkanlığı bırakma durumu, onun yerini alacak yeni bir alışkanlığın kazanılmasını gerektirir. Bu nedenle doğru bir planlama için gerekli değişimin aşamalarına kısaca değinmek faydalı olacaktır.         İlk zamanlarda alışkanlıklarımızın bizi engellediğinin farkında olmayız ya da görmezden geliriz. Sorunlarımıza mantıklı nedenler bulmaya çalışır ve suçu genellikle dışarıda, başkalarında ararız. "İşlerimi zamanında bitirebiliyor muyum?", "Yapmak istediğim şeyler için zamanım yeterli oluyor mu?" gibi soruları kendimize sorduğumuzda ve aklımıza gelen mazeretlerin birer bahane olduğunu kabul ettiğimizde, bir sonraki aşamaya geçmiş oluruz. Sorunları daha iyi anlamaya çalışıp, konuyla ilgili bilgi topladıktan sonra harekete geçmek için kendimizle bir anlaşma yapmamız gerekir. Burada dikkat etmemiz gereken gerçek beklentiler içinde olmaktır.   Değişmek için yapılan eylemleri, etkinlikleri içeren “hareket” aşamasında, çevreden olumlu/olumsuz tepkiler alınabilir ki, tüm bu tepkiler; değişim korkusunu kamçılayıp, arttırabilir. Bu duyguyla yüzleşmek önemlidir. Aynı şekilde değişim yolunda karşılaşacağımız sıkıntılar ve başarısızlıklarla da mücadele edebilmek için kararlı olmalı, başarısızlıklardan yılmamalı ve gerekirse bir şeyi tekrar tekrar deneyebilmeliyiz. "Bitirme aşaması"; değişimin tamamlanması, daha doğrusu bu konuda başarı elde edilmesidir. Artık hedefimiz olan davranışlar alışkanlığımız haline gelmiştir.  Alışkanlıklarımızı yenmekten bahsederken, hayatımızı değiştirmemizi engelleyen bu alışkanlıklardan bazılarına değinmek de faydalı olacaktır. Bunlardan ilki olan erteleme davranışı, zamanı planlama ve başarı karşısındaki en büyük engellerden biridir. Bir konu sizin için önemliyse ve siz konunun peşinden gitmiyorsanız erteliyorsunuz demektir. Erteleme davranışı, bizi büyük sıkıntıya sokan ve bizde yaşamımızın kontrolümüzden çıktığı duygusu uyandıran zararlı bir alışkanlıktır. Erteleme kararsızlık sonucu oluşan bir davranış değildir. Yani erteleme karar verememekten kaynaklanmaz. Erteleme, kişinin karar verip de harekete geçmemesidir. Erteleme alışkanlığından vazgeçmek zaman yönetiminin ilk adımıdır. Bir işe karar verdiğimizde bu kararımızı belirgin ifadelerle dile getirip, belirgin bir "işe başlama" zamanı belirlemek, harekete geçmeyi kolaylaştıracaktır. Unutulmamalıdır ki ertelenen her iş bir diğerini etkiler.  Zaman yönetimi, bazı anlarda çevremize "hayır" dememizi gerektirir. Çünkü önemli işlerimiz varken çevremize "hayır" diyemiyorsak, birçok işimiz bu yüzden aksıyor demektir. Sürekli başkalarının öncelikleri ile yaşamak, bir süre sonra hayatımızı kontrolden çıkarabilir. Öncelikle "hayır" demenin bizim için ne anlama geldiğini incelemeli, "hayır" dediğimizde ne olacağından korktuğumuzu bulmalıyız. Biraz üzerinde durduğumuzda bu korkumuzun hiç de gerçekçi olmadığını görebiliriz. Aynı zamanda, yapılması gereken işler içerisinde boğulmamak için de, işleri çevremizdeki insanlarla paylaşmak bize zaman kazandıracaktır ve böylece paylaşımı da arttıracaktır.  Zaman yönetimi karşısındaki bir diğer engel ise bu konudaki önyargılardır. Zamanı planlama tekniklerinin işe yaramayacağı, organize olmanın mümkün olmadığı gibi fikirler zaman yönetimi konusundaki bazı yanlış değerlendirmelerdir. Zaman yönetimine başlarken, bu tekniklerin yalnızca bir araç olduğuve teknikleri kullanmanın sizin elinizde olduğu gerçeği her zaman akılda tutulmalıdır. Çünkü buradaki mesele bir otokontrol, disiplin sorunudur. Bütün bu araçları uygulayacak olan insanın kendisidir. Bu yüzden zaman yönetiminde en önemli engel aslında insanın kendisidir. Dolayısıyla konu zaman değil BİZ ve hayatımızı nasıl yaşadığımızdır.   Hayatımızdaki önceliklerin doğru belirlenmesi hayatı nasıl yaşayacağımızı hayatta yaptıklarımız sonucunda mutlu olup olmayacağımızı belirleyen en önemli kriterdir. Hayattaki önceliklerimizi belirlemek aslında hayatta yönümüzü belirlemektir. Çünkü yön amaçları ya da hedefleri belirlememizi sağlar. Sabah evden çıktığımızda farkında olsak da olmasak da nereye gideceğimizle ilgili bir hedefimiz vardır. Bu hedef doğrultusunda da hareket ederiz. Amaçsızca yol alışlarımızda ise durduğumuz noktada “burası neresi, niye buradayım?” soruları ile kendimize geliriz.  Hedeflere anlam veren ve yönümüzü belirleyen ise hayatta önem verdiğimiz değerlerimizdir. Hepimizin yaşamına anlam katan, bizi insanlığın bir parçası yapan ve sonuç olarak uğruna savaşacağımız değerlerimiz vardır. Değerler ilerlememizi sağlar ve motive eder. Davranışlarımıza heves, enerji ve süreklilik katarlar. Hiç bir motivasyon bizim içimizden kaynaklanan bir motivasyondan daha güçlü olamaz; bu itkiler yaşam tarzımızı belirler, olaylar karşısındaki tavrımızı belirler ve karakterimizi oluşturur. Peki bütün bunların ışığında nasıl değerlerin peşindeyiz, hayatımızı nasıl yönetmeye çalışıyoruz, zaman akıp giderken hayattan ne bekliyoruz? Bu sorulara verebileceğimiz en net cevap, boşa geçirilmiş bir yaşam istemediğimizdir. Verdiğimiz kararlardan dönmemeyi, kendimize sahip olmayı, cesur ve kararlı hareket edip, doğruyu yanlıştan hemen ayırabilmeyi, önemsiz üzüntülerden ve aptalca sevinçlerden uzak durup, çıkara dayalı arkadaşlıklar yerine uzun süreli dostlukları hoşgörü ile sürdürmeyi istiyoruz. İçten içe biliyoruz ki, yüksek mevkiler için yapılan ve ihtirasla dolu işlerin hepsi kısa sürelidir. Zaman içerisinde unutulmayıp, tam tersine karşısında sağlam bir kaya gibi kalabilmek istiyoruz. Zaman herşeyi yıkar ve yok eder, sadece bilgelikle yapılan işlere zarar veremez. Bir sonraki kuşak ve gelecek kuşaklar bilgelikle yapılmış şeyleri saygıyla anarlar. İşte o zaman kişinin ömrü uzar, işte o zaman, gerçek bir geçmişten geleceğe uzanış gerçekleşir.                                                                                                                                                          Yeni Yüksektepe Araştırma Grubu    Kaynakça Felsefe Ansiklopedisi, O. Hançerlioğlu.............................Remzi Kitapevi, 1978 Zaman Yönetimi, J. Adair-T. Adair......................................Öteki Yayınevi, 1999 Kılavuz (kitapçık).....................................................................Yeni Yüksektepe Kültür Derneği, 2004 Hayyam, S. Eyuboğlu............................................................Cem Yayınevi Nurettin AYDIN .......................................................................Araştırmacı-Yazar, Ekonomist, Halkla İlişkiler Uzmanı Pınar Baran ........................................................................... ("Zaman Kaçıyor" konferans notları, 2007) Seneca ................................................................................... Yaşamın Kısalığı