AKTİFFELSEFE

"İnsan eğitimli doğmaz, eğitimle yaşar" Cervantes
user warning: Table 'bakieorg_aktif.semaphore' doesn't exist query: SELECT expire, value FROM semaphore WHERE name = 'locale_cache_tr' in /home/bakieorg/public_html/includes/lock.inc on line 149.

İyi, Kötü ve Erdem Üzerine

İnsanların bir takım kavramları değerlendirmelerinden aynı anda karşıtları da doğmaktadır. Karşılıklar aslında hep el birliğiyle oluşturdukları olguların içinde,  bir madalyonun iki yüzü gibi birbirine ayrılmazcasına bağlı halde karşımıza çıkarlar. Güzel-çirkin, ağır-hafif, doğru-yanlış, acı-tatlı ve tüm bu kavramların çıkış noktası olarak tanımlayabileceğimiz. İki kavram vardır ki tüm insanlığın erdemleri bu iki kavram üzerine kurula gelmiştir; iyi ve kötü.  Nedir iyi ve kötü? Bütün insanlık tarihi boyunca bu sorunun yanıtı bir hedef olmuştur.  İyi sözcüğü Türkçe kökünde yararlı ve karlı anlamlarını içerdiği gibi, ‘’bonum’’ sözcüğüyle dile getirilen Latince kökünde de zenginlik ve mal anlamlarını içerir. Bu etimolojik inceleme, iyiliğin temelinde özdeksel bir yararlılık yattığını gösterir. Nitekim terim, toplumbilimsel tarih açısından, insanların mallılarla malsızlara bölünmesiyle ileri sürülmüştür. Eflatun (İ.Ö. 428-347), Yasalar adlı yapıtında şöyle der: İlkel toplumun koşulları, bu toplumun insanlarını ticaret çabalarına zorlayacak kadar bozulmamıştır. Yoksul değildiler ama zengin de olamazlardı. Çünkü ne altın ne gümüş biriktirebilirlerdi. Bu toplumda zenginlik yoksulluk yoksa o toplumda iyilik ve kötülük de yok demektir. Çünkü böyle bir toplumda ne kendini üstün görme, ne haksızlık, ne kıskançlık ve ne de çekememezlik vardır. Bu çağın insanları çok iyi kişilerdi; açık sözlü, yumuşak ve doğruydular, onlara hiçbir yasa gerekmiyordu. Eflatun’un da açıkladığı gibi, tarihsel gözlem önce bir iyilik olarak beliren mallanmanın sonra kötülüğe dönüştüğünü ve bunun tepkisi olarak da acımak, korumak ve yardım etmek anlamlarında yepyeni bir iyilik belirdiğini tanıtlamaktadır. Bu törebilimsel ve metafizik kavram çeşitli düşünürlerce çeşitli açılardan tanımlanmıştır. Bütün bu metafizik tanımları tanrıbilimsel tanım özetler, bu tanıma göre kendine iyilik, tanrısal bir kavramdır ve ancak tanrıda bulunur. İyilik–kötülük ikiliğini doğuran, güçlü-güçsüz ikiliğidir. İnsanlar eşit kalabilseydiler birbirlerine kötülük edemeyecekleri gibi bugünkü anlamda iyilikte edemeyeceklerdir.  Peki kötülüğü nasıl tanımlayabiliriz? Bir takım nesne ve olaylar, bize zevk ya da acı verdiklerine göre bu duygularla göreli olarak, iyi ya da kötüdürler. Kötü diye bildiklerimiz acı vermeye yatkın olanlardır. Bu kavramlar nesnelere ilişkin olan şeyler değildir sadece düşünmenin biçimleridir. Diğer bir ifadeyle bu kavramlar, nesneleri birbirleriyle kıyasladığımız zaman ve sonra da onlarla kendi aramızda bir bağlantı kurduğumuz zaman bir anlam kazanır. Antik Yunan felsefesinde, özellikle Sokrates ve Eflatun’da kötü bilgi dışı olandır. Bu da ahlaksal bir çirkinliği ve yanlışı dile getirir. Hegel ‘Mantık’ adlı yapıtında ‘’kötü bir insan, gerçek olmayan bir insandır’’der. Yani ‘’kendi kavramına ya da belirlenimine uygun biçimde davranmayan bir insandır. Bununla beraber hiçbir şey kavramla gerçeğin özdeşliği olmaksızın var olamaz. Kötü insanlar varsa, demek ki gerçeklikleri belli bir ölçüde kavramlarına uygun bulunduğu için vardır.  Kök anlamlarına göre, iyilik mutluluk, kötülük mutsuzluktur. Tarihsel araştırma, iyilik- kötülük ikililiğinin güçlü-güçsüz ikiliğinden doğduğunu göstermektedir. Dinsel düşünce kötülüğünde iyilik kadar eski bir başlangıç olduğunu ileri sürer ve iyilikçi bir Tanrı’nın varlığı ile kötülüklerin varlığını uyuşturmaya çalışır.  Lactantius(*) Tanrının Öfkesine Dair adlı kitabının XIII: bölümünde diyor ki: ‘’Tanrı şu dünyadan ya kötüyü atmak istiyor, atamıyor ya atabilir, atmak istemiyor veya ne atabiliyor ne de atmak istiyor. Ya da hem atabiliyor hem atmak istiyor. Atmak istiyor atamıyorsa, bu güçsüzlüktür ki Tanrının özüne aykırıdır; atabiliyor da atmak istemiyorsa, bu hem kötülük hem güçsüzlük demektir; hem atabiliyor hem atmak istiyorsa, (Tanrıya yakışan tek durum budur) bu kötülük dünyaya nereden geldi? '' Kötülüğün kaynağı öteden beri, kimsenin dibini göremediği bir uçurum olmuştur. Eski filozofların çoğunu, bir o kadar yasa koyucusunu, biri iyi, diğeri kötü iki ilkeye başvurmak zorunda bırakan işte buydu.  Hıristiyanlığa göre insan doğuştan kötüdür ve kötülük içindedir. Bu kötülük ona soya çekim yoluyla ilk günahından gelir. Dünya bir kötülük alanıdır. İnsan bu alana düşmekle cezalandırılmıştır.  Bir Suriye masalına göre: Erkekle kadın, dördüncü kat gökte yaratılmışlar. Doğal yemekleri olan cennet yemeği yerine, kuru peksimet yemeğe kalkmışlar. Cennet yemeği derilerindeki gözeneklerden uçup gidermiş; ama peksimet yiyince helaya gitmek gerekiyormuş. İyice sıkışmış oldukları halde helayı arayan kadın ile erkek rastladıkları bir meleğe helanın yolunu sormuşlar Melek de onlara dünyamızı göstererek: İşte demiş, buradan altmış milyon fersah ötede şu gördüğünüz küçük nokta gibi küre yok mu? Evrenin helası orasıdır. Çabuk oraya gidin. Onlarda kalkıp oraya gitmişler, orada da bırakılmışlar; işte bizim dünyamız bu benzetmedeki gibi o gün bu gündür bu hale düşmüştür.  Acaba biz hala bu benzetmedeki gibi bir dünyada yaşamaya mecbur muyuz; biz insan olduğumuz için mi bundan sorumlu tutulmaktayız? Biz insan olmanın bilincine ulaştıysak eğer, bu bizim tanrı katında geliştiğimizin bir göstergesi değimlidir? Eğer biz, insanlık, buna hazır olmasaydı, acaba tanrı Havva’nın uzattığı elmayı, Adem’in yemesine izin verir miydi ya da Prometheus’a ateşi Zeus’un evi Olympos’tan çalıp da insanlara, doğru yolu gösterme bilincini verir miydi?  Biz insanlar yeryüzünde yaşamayı başarabiliyorsak, bu bizim yaşadığımız kavram kargaşasından devamlı olarak çıkardığımız ve aldığımız dereceler sonucundadır.  Doğaldır ki, hiçbir düşünce bir diğerini kabul etmez, kabul etmek zorunda da değildir. Fakat bu insanların bir arada yaşayamayacağı anlamına gelmemelidir. Elbette ki kavgalar, dövüşler ve acılar insanlık devam ettikçe olacaktır. İnsanlığın insan olma yolunda ki dikenleridir bunlar. İnsanlık bu dikenleri temizleyerek aydınlığa erdeme ulaşılacaktır. İnsanın öz kaynağı erdemdir.  Kranton(**) güzel bir masalında: Zenginliği, Şehveti, Erdemi Olimpiyat oyunlarına çıkarır. Hepside altın elmayı isterler. Zenginlik der ki: ‘’ En yüksek iyi benim. Çünkü iyi olan her şey benim için satın alınır.’’ Şehvet de :‘’elma benimdir, der. Çünkü zenginlik sadece beni elde etmek için istenir.’’ Sağlık, onsuz hiçbir zevk olmadığını, zenginliğin de faydasız olduğunu temin eder. Sonunda Erdem kendisinin ötekilerin üçünden de üstün olduğunu anlatır. Çünkü insan doğru hareket etmezse altınla, zevklerle, sağlıkla kendini pek kötü bir duruma düşürebilir. Altın elmayı erdem kazanır. İnsan sonunda aydınlığa çıkacak, insan kalmasını bilecektir. Hayatı ve düşünceleri yargılamayacağını anlayacaktır. Hayat kendiliğinden ne iyi nede kötüdür, neyse odur. İnsan, ona katlanmalı, evet demelidir. İnsan hayatın doğal koşullarına boyun eğmeli, ruhunu yenmeye çalışan cismini dizginlemeyi bilmelidir. Hayat, ancak o zaman sürekli bir mutlulukla, mutsuzluklar kovalamacası da olsa yaşanmaya değer. Yaşamak, insanlık toplumunun ortak gücüne katılmakla güzeldir. Aklın ödevi, bu güce en yararlı amaca yöneltmektir. İnsan sevinç duyuran, yeryüzü cennetinin kapısını açan, bu amacı vicdanında duymasıdır. Böylesine bir sevinci duyuran yeryüzü cennetinin kapısını açan, insanın kendi kendine eriştiği bir bilinçtir.  İnsan ancak bu bilince eriştiği ana: ‘’ Geçme dur, o kadar güzelsin ki,,,’’ diyebilir.                                                                                                                                                                            Yeni yüksektepe dergisi sayı 8 Suat F. Günderen    Lactantıus(*): 250 yılına doğru Afrika’da doğup Treves’de ölen, Hıristiyanlığın savunucularından. Latince birçok kitaplar yazmış, üslubunun güzelliği, sağlam fikirleriyle zamanın en iyi yazarı olarak tanınmıştır. Kranton(**): Eski Eflatun okulu filozoflarından. İ.Ö. III. Yy da yaşamıştır.   Kaynakça: Felsefe Sözlüğü- Orhan Hançerlioğlu  Felsefe Sözlüğü -Voltaire Düşünce Tarihi- Orhan Hançerlioğlu.