AKTİFFELSEFE

"İnsan eğitimli doğmaz, eğitimle yaşar"
Cervantes

Küçük Prens


Küçük Prens
Antoine de Saint-Exupéry

Antoine de Saint-Exupéry'nin en ünlü eseri Küçük Prens (Fransızca Le Petit Prince) için yazacaklarımdan önce kitaptan bir bölümü yazının başına eklemek istedim. Bunun için 93 sayfalık bu “küçük” kitabı karıştırdım, beni en çok etkileyen bölümleri gözden geçirdim ve yapacağım herhangi bir alıntının kitaba dair yazılabilecekleri daraltacağını düşündüğüm için, bundan vazgeçtim. Hatta kitabı anlatmak için en iyi yöntemin, Küçük Prens’in macerasını kısaca aktarmak olacağını anladım. 


Küçük Prens, bir çocuk kitabı gibi görünür. Öyledir de aslında. Yaşam, ahlak, aşk ve sevgi üzerine içerdiği derin anlamlarla, içindeki masumiyetin bir kısmını da olsa koruyabilmiş her yaştan çocuğun kitabıdır. 

Kullandığı uçak Sahra Çölü’ne düşen yazarın Küçük Prens’le karşılaşması ile başlayan kitap, Küçük Prens’in gezegenine geri dönmesiyle son bulur. Küçük Prens’ten ayrılmanın üzüntüsünü yaşayan yazar, artık gökyüzüne her baktığında arkadaşının gezegeninin gökteki milyarlarca yıldızdan biri olduğunu hatırlar ve her yıldız, onun için özel olur. Küçük Prens’in kahkahasını her bir yıldızdan duyuyormuş gibidir artık.

Hikaye, bir gün Küçük Prens’in her zaman yaptığı gibi minik gezegenindeki yanardağları süpürmesi ve çiçeğine son bir kez su verdikten sonra arkadaş bulmak üzere yola çıkmasıyla başlar. İlk uğradığı gezegende bir kral oturmaktadır. Ancak gezegen o kadar küçüktür ki, kral’dan başka kimse yaşamamaktadır. Küçük Prens çok sevdiği gün batımını izlemek için her şeye hükmettiğini söyleyen kraldan, güneşe batmasını emretmesini rica eder. “Elbette” der kral, “göreceksin güneş buyruğuma boyun eğecek ve akşam saat yedi kırk’a doğru batacak”. İkinci ziyareti kendini yalnız başına yaşadığı gezegenin en yakışıklısı sayan bir kendini beğenmişe, üçüncüsü alkolik olmanın utancını unutmak için sürekli içip sarhoş olan bir ayyaşın gezegenine, sonraki ise gökyüzündeki yıldızları sayıp bir kağıda yazarak çekmecesine koyan, yani “bankaya yatıran” bir işadamına olur. Beşinci gezegen çok tuhaftır. Sadece bir fener ve bir fenerci vardır. Fenerci yönetmeliğe göre feneri yakıp söndürmekte, ancak gezegen her gün daha hızlı döndüğü için günler kısalmakta ve fenercinin işi zorlaşmaktadır. Küçük Prens için bir günün bir dakika sürdüğü ve böylece yirmi dört saatte bin dört yüz kırk günbatımını izleyebileceği bu gezegenden ayrılmak zor olur. Altıncı gezegende hayatında hiç deniz, okyanus, ırmak ya da dağ görmemiş bir coğrafyacı vardır.

Büyüklerin tuhaflıklarına şaşıran Küçük Prens’in uğradığı yedinci gezegen dünya olur. Dünya sıradan bir gezegen değildir. Orada yüz on kral, yedi bin coğrafyacı, dokuz yüz bin iş adamı, yedi buçuk milyon ayyaş, üç yüz on bir milyon kendini beğenmiş, yani aşağı yukarı iki milyar büyük insan bulunmaktadır. İnsanları arayan Küçük Prens, bir yılana, bir çiçeğe ve bir tilkiye onları nerede bulabileceğini sorar. Dost edinmeye çalışan kahramanımıza tilkinin önerisi, onu evcilleştirmesi olur. Evcilleştirmek ne demektir? diye sorar Küçük Prens. Tilki’nin yanıtı şöyle olur:

“Bizim birbirimiz için yüz binlerce diğer çocuktan ve diğer tilkiden farkımız yok. Birbirimize gereksinimimiz de yok. Beni evcilleştirirsen birbirimize gereksinimimiz olur. Sen benim için dünyada tek olursun. Ben de senin için dünyada tek olurum…”

Daha sonra Küçük Prens, uçağı Sahra’ya düşmüş yazar ile tanışır. Ve nihayet bir dost edinmiş olarak küçük gezegenine geri döner. Dönmesi gerekir çünkü gezegenindeki çiçeğinden o sorumludur. Öylesine güçsüz ve saftır ki çiçeği…Hiçbir işe yaramayan dört dikeninden başka bir şeyi yoktur kendini savunacak.

Gezegenine dönmeden önce yazara şöyle demiştir:

“Senin dünyandaki insanlar, aynı bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar. Ama gene de aradıklarını bulamıyorlar. Oysa aradıkları şey bir tek gülde ya da biraz suda bulunabilir. Ama gözler kördür. Yürekle aramak gerekir.”

Küçük Prens’in yazarı, Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry, kitabı 1943’de, NewYork’da bir otel odasında yazmıştır. Kitapta Exupéry'nin suluboya çizimleri de bulunur. Saint Exupéry, kitabı yazdıktan altı yıl sonra “Le Petit Prince” (Küçük Prens) adlı bir uçakla keşif uçuşu yaparken Akdeniz üzerinde kaybolur ve bir daha kendisinden haber alınamaz. Kitap Fransa'da o kadar çok sevilir ki, Küçük Prens'in resmi 50 franklık banknotların üzerine basılır.

Küçük Prens, yazıldığı yüzyılın kızıla boyalı tarihine yumuşak ve derin bir başkaldırı, kuşkucu yargılara düşürmeyecek bir edebiyat başyapıtıdır. Edebiyat ve felsefe arasındaki çizginin silindiği bir eserdir. Üçüncü ya da beşinci okuyuşunuzda olsun, insanın içindekine dokunmaya devam eden bir kitaptır. Hayatta nelerin önemli olduğunu ara sıra hatırlamak adına kitaplığınızın kolay ulaşılan bir yerine, göz önü bir yere koymanızı tavsiye ederim.

 
İlker Hüseyin Gezer