AKTİFFELSEFE

"İnsan eğitimli doğmaz, eğitimle yaşar"
Cervantes

Poetika

Poetika
Aristoteles

Aristo, sanat hakkındaki görüşlerini bir bütün halinde kaleme alan ilk düşünür olarak bilinir. “Poetika”, sanatı araştıran tanıdığımız ilk eserler arasındadır. Eser, günümüze parçalar halinde ulaşmıştır ve ilk durumu bilinmemektedir.

Aristoteles’in hocası Platon’un, diyaloglarında sanat ve güzellik kavramları üzerine önemli düşünceler geliştirdiğini görüyoruz. Platon’un bu düşünceleri onun idealist felsefesinin ve güzellik ideasının temelinde yetişmişlerdir. Poetika’dan bahsederken, Platon ve öğrencisi Aristo arasında sanatın tanımına ve amacına dair olan temel görüş ayrılığına da değinmek gerekir.

Platon güzelik ideasının yaşadığımız dünyadaki yansımaları olarak değerlendirmekteydi sanat eserlerini. Ya da başka bir ifadeyle; sanatçıya bu görevi yüklemekteydi. Ortaya koyduğu öğretiye göre var olan her nesne, bir ideanın tezahürü ya da taklididir. Dolayısıyla bir meyve, meyve ideasının bir yansıması ve bir kopyasıdır. Ressam bir elma resmi yaptığında kopyanın da kopyasını çıkarmaktadır. Yaptığı şey gölgenin de gölgesidir. Yani asal gerçeğe üç kez uzaktır. Ama bu gölge iyi yansıtılmış bir gölgeyse; onu izleyen kişide asal olana , yani ideaya dair kıvılcımlar çakabilir.

Platon, Devlet adlı eserinde sanatın çoşturucu niteliği üzerinde de durmuştur. Akla, sağduyuya ve erdeme dayanması gereken devlet düzeninde kişinin heyecanlarını dizginleyebilmesi gerekir.Oysa sanat, duygularımıza, heyecanlarımıza yönelerek bizim çoşkun, taşkın, değişken yanımızı ortaya çıkartır. Sanata dikkatle yaklaşmak gerekir.

Platon, erdemle ve bilgelikle dizginlenmeyen zevkin, insanın aşağı güdülerini besleyip üstün yanını kurutacağını ileri sürmüştür. Tragedyanın bir yandan zevk verirken acı uyandırması, uçlarda gezinerek gerilim yaratması, seyircinin hem ağlaması hem bundan hoşlanması ruhun dinginliğini bozar, aklı bulandırır. Kişi artık durmaksızın yeni yeni zevkler peşinde koşmaya başlar.

Şölen adlı eserinde insanların ölümsüzlüğe dair karşı konulmaz bir eğilimleri olduğundan bahseder. Ölümsüzlük, asıl gerçeğe ulaşmaktır ki bu; iyiyi ve güzeli içerir.  Sanatçı güzeli arayan, güzeli yansıtan kişi olmalıdır. Sanat, Eros’un izinde saf güzelliğe erişmek içindir.

Platon’un sanata yüklediği önemli bir görev de, eğitimdir. Müzik, doğrudan insan ruhuna yönelir ve iyi müzikte cesaret, adalet, bilgelik gibi ruhsal ve zihinsel nitelikler billurlaşmıştır. Bir şair, iyi kişileri anlatmalı; onların yaptıklarını ve sözlerini dizelerine dökmelidir. Platon, şiire ahlaki değerleri övme ve yüceltme görevi vermiş, bunu yapmayanların yasaklanmasını, sansürlenmesini istemiştir. Tanrı’dan yalnız ve yalnız hayırlı işler geleceğini, tanrıların kötülük ve haksızlık yapmayacaklarını unutmamak gerekir. Homeros’un ve başka şairlerin bunun tersi bir duruma dizelerinde yer vermeleri zararlıdır. Hades’i korkunç gösterip insanların cesaret isteyen işler yapmasını engelleyen, kahramanları zayıf ve ağlamaklı gösteren kişiler ve eserler yasaklanmalıdır.

Yukarıda da değindiğimiz gibi Platon’un sanat anlayışının temelinde idea öğretisi ve ideal devlet düzenini yatmaktadır. Sanatın taklit yönünü küçümsemesine ve heyecansal oluşunu tehlikeli bulmasına karşın, gençlerin eğitiminde sanattan yararlanmak istemiş ve ona bazı yükümlülükler vermiştir.

Sanat hakkındaki görüşlerini bir bütün içinde sunan ilk düşünürün Aristo olduğunu söyleyebiliriz. Şiir sanatı ile ilgili kuramlarına “Poetika” da yer vermiştir. Yine Politika ve Ethika adlı eserlerinde de sanata dair yazmıştır. Poetika’da çeşitli sanat dallarını özellikleri bakımından karşılaştırmıştır ve özellikle “tragedya” üzerinde durmuştur. Antik tiyatrolarda o dönem korolar eşliğinde sahnelenen tragedyalar üzerinde geniş çaplı durmuş ve kendisinden sonra gelenler tragedya türünü çoğunlukla Poetika’dan yola çıkarak incelemişlerdir. Poetika’da az yer bulan “komedya” türü ise, Aristo’dan sonraki dönemlerde tragedya kadar işlenmemiştir.

Aristo’nun sanat anlayışı, Platon’unki gibi aşkın ve metafizik bir karakter taşımaz. Genel felsefesinde, var olanların dışında (transcendent-aşkın) bulunan bir “idea” varlığını kabul etmediği gibi, benzer şekilde sanatta da, sanat eserinin dışında aşkın bir güzellik ideası kabul etmez. Aristo’ya göre bir sanat eseri güzel ideası sebebiyle güzel değildir. Güzel ideası olduğu için güzel eserler ortaya çıkmaz; tersine sanat olduğu için bir kavram olarak güzellik ortaya çıkmıştır. “Güzel” den söz edebilmemiz, güzel nesneler sayesindedir. Hocası Platon’la olan görüş ayrılığı bununla da sınırlı kalmaz. Şiir sanatına, özellikle tragedya sanatına dair Platon’un değindiği tehlikelerin varlığını kabul etmez ve sanatın zararlı olamayacağını, yarattığı heyecanın bireyi olumsuz etkilemeyeceğini, sanatın sağduyu ve gerçeğe aykırı düşemeyeceğini söyler.

Yukarıda değindiklerimiz, Platon ve ardından Aristo’nun sanat görüşlerini belirtmenin yanı  sıra, Poetika’nın çerçevesini de çizme amacı taşıyordu. Poetika, tiyatro sanatı üzerine yazılmış en eski ve (özellikle tam metin haliyle) en kapsamlı eserlerden biridir.

Aristoteles zamanında Yunan tiyatrosunun altın çağının sona ermiş  olduğunu, Yunan edebiyatının değerli eserlerinin ortaya konmuş  olduğunu görürüz. Dolayısıyla Aristo Poetika’yı kaleme aldığı zaman, masasında Aiskhylos’un, Sophokles’in, Euripides’in oyunları bulunmaktadır. Yazar, tiyatro hakkındaki görüşlerine bu oyunları inceledikten sonra varmış ve görüşlerini yer yer oyunlardan parçalarla örnekleyip açıklamıştır. Ama ortaya çıkan eserin kesin kurallar koyan, kısıtlayıcı bir yapıt olduğunu düşünmemek gerekir ki muhtemelen Aristo’nun da amacı bu değildir. Poetika’da anlatılanları akılcı, zeki bir şekilde anlamanın yolu, Aristo’nun da incelediği oyunları okuyup bunları Poetika ile birlikte değerlendirmek olabilir. Aksi bir tutum olarak yüzyıllarca süre geldiği gibi kitaptaki kuralları adeta tartışmasız yasa olarak almak, kitabın ruhuna da aykırı olur. Elbette kastettiğimiz şey ne olursa olsun yenilik olsun gibi çağımızda çokça yerleşik bulunan bir kaba arayış değil; fakat kuramları eski ya da yeni olmasından ziyade iyi ya da az iyi olmasına göre ayırabilme çabasıdır.

Sağduyuya uygunluk, Yunan sanatının en belirgin özelliği olarak Poetika’ya da ağırlığını koymuştur. Kitaptaki tamamlanmışlık, organik bütünlük ve birlik kavramları da yine Yunan sanatının denge, orantı ve uyum ilkelerini temsil etmektedir. Yaratıcılığa önem verilmiş, heyecasal durum yadsınmamıştır. Aristo, tragedyanın yarattığı etkileme gücü tam olarak kullanıldığında seyircide oluşan etkilenme ve hoşluk durumuna dikkat çekmiştir. Böylece tragedya ile estetik duygu arasında güçlü bir ilişki kurmuştur. Aristo tragedyaya ve şiire ahlak öğretimi görevi yüklemiştir ki Platon’la en azından bu ufak payda , farklı yaklaşımlarla olsa da, kesişirliler. Aristo ayrıca sanat eseri ortaya konurken toplumun değer yargılarına aykırı düşülmemesi gektiğini de belirtmiştir.

Aristo ortaya koyduğu kuramla kendisinden sonra gelen sayısız kuramcıya da yön  çizmiştir. Antik Roma, ortaçağ, rönesans ve akılçağı eleştirmenleri, Aristo’nun ortaya koyduklarını tartışmasız kabul edip enerjilerini onu daha iyi anlayıp yorumlamaya yöneltmişlerdir. Bu durum onsekizinci yüzyıla kadar devam etmiş ve ancak o tarihten sonra Aristo’ya karşı yeni yorumlar getirilmeye başlanmıştır. Geçtiğimiz yüzyılın başında Poetika’nın ortaya koyduğu biçimlerin dışında yeni anlatım yöntemleri denenmişse de Aristo’ya açıkça ilk karşı çıkış Epik Tiyatro akımı ile olmuş; ancak bu bile Poetika’yı pek yıpratamamış ve Poetika’da önerilen görüşlerin yeniden tartışılmasına neden olmuştur.

                                                                                                                                                                                 İlker Hüseyin Gezer